İçeriği gör

Anka679

Genel Editör
  • İçerik

    2.841
  • Katılım

  • Son Ziyaret

  • İçerik Ödülü

    6

Anka679 | Son Ödül • Nisan 23 2019

Anka679 • En Beğenilen İçerik!

Topluluk Puanı

301 Mükemmel

3 Takipçi

Anka679 Hakkında

  • Rütbe
    Genel Editör

KHK Bilgisi

  • KHK
    679
  • Kurum
    Emniyet Genel Müdürlüğü
  • Kriterler
    Kriter Yok
  • Komisyon Kararı
    Henüz Karar Verilmedi

İdari Yargı Bilgisi

  • İdari Süreç
    Dava Bulunmuyor

Adli Yargı Bilgisi

  • Adli Süreç
    İşlem Yok

Güncel Profil Ziyaretleri

1.846 profil görüntüleme
  1. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 4

  2. Anka679

    Gündem Dışı Sohbet

    Ahlak 24 saat farz, süper Varmı ? Yok tabi ki
  3. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 4

    KHK'lı bir kadın polisin başına gelenler… Polis memuresi S.Y.'nin karşılaştığı durum ve yaşadığı süreç, benzer örneklerinden sadece birisi FETÖ'yle mücadele konusunda en önemli başlıklardan birisini hiç şüphesiz KHK ile ihraç edilenler oluşturuyor. Hatırlayalım, özellikle FETÖ'nün Türk Silahlı Kuvvetleri'nde "yuvalanmış" kadroları üzerinden organize ettiği 15 Temmuz 2016'daki başarısız darbe girişiminden sonra örgütün devletten temizlenmesi amacıyla hükümet bir dizi adli ve idari soruşturma başlatmıştı. Yanı sıra, 16 Temmuz 2016 sabahından itibaren devlet kurumlarında görev yapan ve FETÖ'yle bağı olan devlet memurlarının tasfiyesi amacıyla listeler hazırlanmıştı. Listeler çerçevesinde devlette geniş çaplı görevden almalar yaşanmıştı. Mücadele süreci içinde hükümetin uygulamaya koyduğu "KHK ile ihraçlar"la da binlerce kamu personelinin devletteki görevine son verildi. KHK ile ihraç edilen kamu personelinden kimisi haklarında açılan adli soruşturmalarla yargılanırken, kimisi hakkında da herhangi bir adli ya da idari işlem yapılmadı. KHK'yla ihraç uygulaması halen kamuoyunda en çok tartışılan konular arasında. Farklı kesimlerden değişik tepkiler seslendiriliyor. Tepkiler, genelde "KHK'larla sadece FETÖ'cüler değil, farklı dünya görüşündeki devlet görevlilerinin de tasfiye edildiği" değerlendirmesi üzerinde yoğunlaşıyor. KHK'ların yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayan tepkilerin tansiyonunu düşürmek ve yapılan hataların düzeltilmesi amacıyla dönemin hükümetince OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu kuruldu. Kurul, KHK'larla ihraç edilen kamu personelinin yaptığı başvuruları inceleyip "olumlu" veya "olumsuz" nihai kararı veriyor. * * * Yazıya bu özetle giriş yapmamın amacı, hükümetin yürürlüğe koyduğu 701 sayılı KHK ile emniyet teşkilatından ihraç edilen bir polis memuresinin OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu'na yaptığı başvuru sonrasında yaşadığı süreç. Bu haftaki Büyüteç'e konu olan polis memuresi S.Y., hakkında kısa bilgi vererek konuya giriş yapayım. S.Y., 1995'de Samsun Polis Okulu'nu başarı ile bitirerek emniyet teşkilatına ilk adımını attı. İlk görev yeri Ankara Emniyet Müdürlüğü Trafik Denetleme Şubesi'ydi. Yaşamın bu dönemini S.Y.'den dinleyelim: "Trabzon'un Şalpazarı ilçesindenim. Çiftçi baba ile annenin kızıyım. Ailemdeki beş abimin biri emekli çarşı ve mahalle bekçisi, ikisi emekli infaz koruma memuru, ikisi de emekli polis. Alevi bir ailenin kızıyım. 2002'de Erzurum'a şark görevine gittim. Bir yıl merkezde, bir yıl Uzundere'de görev yapıp 2004'te yeniden Ankara Emniyeti'ne Hukuk İşleri Şubesine' döndüm. İki yıl burada çalıştım. 2006'da Ankara Valiliği'ne tayinim çıktı. Valilikte, toplam 8.5 yıl boyunca emniyetten sorumlu iki ayrı vali yardımcısının sekreterliğini yaptım. 17-25 Aralık sürecinde Ankara Valiliği'nde görevliydim. Yine emniyetten sorumlu üçüncü vali yardımcısıyla çalışırken, anlaşamadığımızdan dolayı yeniden Ankara Emniyeti'ndeki görevime döndüm, Karşıyaka Polis Merkezi'ne tayin edildim. Burada beş ay görev yaptım. 15 Temmuz'da Ankara Emniyet Müdürlüğü'nün merkez yerleşkesindeki Basın, Protokol ve Halkla İlişkiler Şubesi'nde görevliydim. 15 Temmuz'dan kısa süre sonra tayinim İçişleri Bakanlığı'na çıktı. Bakanlık'ta bakan yardımcısı Sebahattin Öztürk'ün özel kaleminde görev yapmaya başladım." * * * Bu noktada biraz yakın geçmişe dönelim. Hatırlanacağı üzere; 2017'de ortaya çıkan bir FETÖ üst yöneticisi, Emniyet Genel Müdürlüğü personeli hakkında elde ettiği bir veri bankasını MİT'e teslim etmişti. Bu FETÖ'cüye daha sonra "Garson" kod adı verilmiş ve gizli tanık statüsüne alınmıştı. Garson'dan elde edilen veri tabanında emniyet teşkilatının neredeyse tümü hakkında FETÖ tarafından yapılan değerlendirmeleri içeren bilgiler bulunmuştu. Bu bilgilerde FETÖ'nün emniyet teşkilatının her kademesindeki personeli tek tek fişlediği, kendisine göre, "destekçi", "düşman" ve "ortada" şeklinde genel olarak üç ana başlıkta sınıflandırdığı ve bu sınıflandırmayı da harf gruplarıyla alt kategorilere ayırdığı ortaya çıkmıştı. Söz konusu veri tabanının ele geçmesi sonrasında emniyet teşkilatında yapılan araştırmalarla ilk aşamada 26 Nisan 2017'de, 9 bin 103 personel FETÖ'yle bağlantılı olduğu gerekçesiyle işten el çektirilip açığa alındı. Haklarında hiçbir adli ve idari işlem yapılmadan yaklaşık 15 ay açıkta kalan 9 bin 103 kişiden nerdeyse tamamına yakını 8 Temmuz 2018'de yayımlanan 701 sayılı KHK ile birlikte emniyet teşkilatından ihraç edildi. Bu arada, FETÖ'yle bağlantılı oldukları gerekçesiyle açığa alınan ve büyük bölümü 701 sayılı KHK ile ihraç edilen polisler, açıkta kaldıkları süre boyunca yasal hakları olan maaşlarının üçte ikisini almaya devam ettiler. Yani, devlet FETÖ'yle bağı olduğunu bildiği personeline maaş ödemeye devam etti. FETÖ'yle mücadelede "garip bir çelişkili" durum vardı! Şimdi tekrar polis memuresi S.Y.'nin durumuna dönelim. Emniyet teşkilatındaki kariyerinde polis memuresi olarak önemli yerlerde görev yapan S.Y.'nin hayatı kamuoyuna "Garson" ortaya çıkmasıyla farklı bir boyuta geçti. S.Y.'den dinlemeye devam ediyoruz: "Açığa alınma listesinin yayımlandığı gün, bir meslektaşımla birlikte listeye bakarken kendi adımı gördüm! FETÖ'yle uzaktan yakından bağı olmayan ben, açığa alınma listesindeydim. Tabii ki, şok yaşadım. İzinli günümde bu durumu öğrendim. Hemen bakanlığa, görev yerime gittim. Bakan yardımcısı Sebahattin Öztürk'ün özel kalem müdürüne durumu anlattığımda kendisi de şaşırdı. 'Bu da nerden çıktı! Ben, seni elli yerden araştırdım' dedi. Ama sonuç böyleydi. Ancak, 17-25 Aralık sürecinden sonra valilikte çalışırken 2014 başıydı bir gün beni telefonla arayan bir meslektaşım görüşmek istedi. Valiliğe davet ettim. Evde görüşmek istediler. Randevulaştık, iki polis eve geldiler. Bana, istihbaratçı olduklarını söylediler ve valilikte FETÖ'cü olup olmadığını sordular. Ben de onlara Alevi olduğumu belirtip FETÖ'cüleri tanımadığımı söyledim. Notlarını alıp gittiler." Hakkında FETÖ üyesi olduğu gerekçesiyle açığa alınan polis memuresi S.Y., yaşadıklarından sonra OHAL Komisyonu'na başvurdu. Komisyon, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nden gelen bilgiler sonrasında verdiği kararla, S.Y.'nin dosyasına "red" görüşünü verdi. * * * Bundan sonra yaşanan gelişmeleri yine S.Y.'nin anlatımından dinleyelim: "Ben, FETÖ'yle mücadelede belirlenen parametrelerin hiç birine uymuyordum. Ancak, komisyon bana 10 Eylül 2019'da verdiği yanıtta, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü'nden gelen bilgilere göre benim "FETÖ'nün mahrem yapılanması içinde olduğumu ve bu nedenle hakkımda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma yürütüldüğünü" açıkladı. Karara göre, devletin önemli makamlarında çalışan ben FETÖ'nün mahrem imamıydım! Benim hakkımda örgüt arşivinde "Mahrem SAY", yani "FETÖ/PDY mensubu olup her şeyiyle teslim olan polis memuru" seviyesinde kodlandırılmış olduğumu öğrendim. OHAL Komisyonu kararı üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na giderek, komisyon kararında yer alan ve benim de içinde bulunduğum savcılık soruşturmasını öğrenmek ve iddianameyi almak istedim. Ancak, bana verilen dosya numarasıyla yürütülen adli soruşturma hakkında soruşturma savcılığınca "takipsizlik" kararı verilmişti. Ben yine de takipsizlik kararını edinmek için savcılığa dilekçe verdim. Soruşturma savcısı dilekçeme 'şüpheli kaydı bulunmadığından talep reddedilmiştir' yanıtını verdi. Böylece, hakkımda "FETÖ şüphelisi" olarak yürütülen herhangi bir adli soruşturma olmadığını öğrendim! Oysa OHAL Komisyonu kararında benimle ilgili "FETÖ şüphelisi" konumuyla adli soruşturma yürütüldüğü ve bu nedenle benim göreve dönüş talebime uygunluk verilmediği belirtiliyordu! Şimdi üst mahkemeye dava açılması için başvuru yaptım." Polis memuresi S.Y.'nin karşılaştığı tuhaf durum bununla da bitmiyordu. S.Y., anlatmaya devam ediyor: "Ben, Ankara Emniyet Müdürlüğü kadrosundayken 15 ay açıkta kaldım. Emniyet'te hiç görev yapmamıştım. Ancak, kendisiyle hiç çalışmadığım Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz, açıkta olmam nedeniyle göreve gitmediğim dönemde benim hakkımda performans değerlendirme notu olarak 5 üzerinden 1 verdi. Oysa ben Servet Bey döneminde çalışmadığım gibi, zaten açıktaydım. Haksız bir sicil notu verildi." * * * Polis memuresi S.Y.'nin karşılaştığı durum ve yaşadığı süreç, benzer örneklerinden sadece birisi. Şu anda eldeki resmi kayıtlara göre, S.Y. hakkında devlet açısından açıklanması zor bir durum var. S.Y.'nin durumuyla ilgili farklı yorumlar yapmak elbette mümkün. Ancak, benzer olayların yaşanması, hem olayın taraflarında, hem de FETÖ gelişmelerini yakından takip edenlerde soru işaretlerine neden oluyor. Nihayetinde devlet yaptığı yanlıştan dönebilir. Bu devletin görevidir. Ancak, bu görevi yerine getirirken "FETÖ soruşturmaları sulandırılıyor" şeklindeki yorumlara da malzeme vermemelidir. Hak – hukuk – adalet zincirinden ayrılmamalıdır https://t24.com.tr/yazarlar/tolga-sardan-buyutec/khk-li-bir-kadin-polisin-basina-gelenler,25397
  4. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 4

    KHK ile atılan memurlar için Venedik Komisyonu’ndan görüş istendi Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) üyesi 28 parlamenter, Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile görevden alınan memurların durumuyla ilgili olarak Venedik Komisyonu’ndan görüş istenmesini talep etti. AKPM üyesi farklı siyasi gruplardan 28 parlamenterin imzaladığı başvuruda KHK ile atılan memurların durumunun kötüleşmesinden endişe duyulduğu bildirildi. Açıklamaya imza atan parlamenterler, AKPM'den, Venedik Komisyonu’na, Olağanüstü Hal İnceleme Komisyonu’nun çalışmaları ve KHK ile mağdur olanların yasal haklarını aramaları konusunda yeni bir mütalaa vermesi için çağrı yapmasını istedi Venedik Komisyonu’nun açıkladığı görüşler, Avrupa Konseyi’nin karar organı Bakanlar Komitesi ve AİHM’de alınan kararlar da ciddi bir kriter oluşturması açısından önem taşıyor. https://www.google.com/amp/s/tr.euronews.com/amp/2020/02/01/khk-dan-atilan-memurlar-icin-venedik-komisyonundan-gorus-istendi
  5. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 4

    @Petroman Hayırlı olsun
  6. Anka679

    Geceye Bir Parça Bırak

    Erkin baba, Saygıyla Anıyorum
  7. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 4

    ÖYLE BİR GEÇERKİ ZAMAN Gerçekten geçmiş zaman iyisiyle kötüsüyle, Ama buradayiz hep birlikte, ilk mesajlarda dediğim gibi burası Bizim yuvamız , KHK haber.com 1 yaşında hep birlikte Hukuk Adalet ,Masum Suçsuz KHK' ların üzerine olsun, Saygılarımla.
  8. Anka679

    Komisyon Ret Kararı Alanlar Forumu

    Bazı komisyon kararlarında "kurumunca gönderilen ... dosyasında irtibatlı iltisaklı olduğu yönünde görüş bildirildiği" gibi bir ifade yazıyorSA. Bu konuyla ilgili olarak; T.C. DANIŞTAY 5. DAİRE E. 2016/16487 K. 2017/2194 T. 13.2.2017 şeklindeki kararında şöyle diyor. "Dosyanın incelenmesinden, davaya konu işlemin dayanağı olan soruşturma raporunun davalı idarece cevap ( savunma) dilekçeleri ekinde İdare Mahkemesine gönderilmediği gibi, Mahkeme tarafından verilen 15.3.2010 tarihli ara kararı ile idareden soruşturma dosyasının gönderilmesinin istenildiği ancak dava dosya ekinde veya UYAP sistemi üzerinde bu soruşturma raporunun yer almadığı, davanın reddine dair gerekçeli karardan da Mahkemece bu rapor temin edilmeden ve disiplin cezasına dair deliller araştırılmadan, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olmak, örgüte bilerek isteyerek yardım etme, görevi kötüye kullanmak" suçlarından İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası da açıldığından bahisle ve yalnızca davacı hakkında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda düzenlenen raporun davaya konu Yüksek Disiplin Kurulu kararına yansıdığı kadarıyla yetinilerek davanın reddi yönünde karar verildiği anlaşılmaktadır. **** Bu durumda, Mahkemece, davacı hakkında düzenlenen soruşturma raporu ve ekleri temin edildikten sonra rapordaki tüm bilgi ve belgeler birlikte incelenip değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken, davaya konu disiplin cezasının dayanağı soruşturma raporu incelenmeksizin ve değerlendirilmeksizin davanın reddi yönünde verilen kararda hukuki isabet görülmemiştir." İŞTE BUUUUUU yani hakkınızdaki sözüm ona kurum kanaati denilen yazı ve ekleri idare mahkemesine gelecek. Dahası OHAL komisyonununda sözüm ona bu kanaat yazısı ve eklerini incelemesi gerekmekte. Ancak Komisyon kararlarındaki ifadelere bakılırsa komisyon sadece kurumun bildirdiği görüşle yetinmekte. Bu hususu da dilekçelerinizde dile getirebilirsiniz. HERHALDE ARADIĞINIZ BU
  9. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 3

    OHAL KOMİSYONU BAŞKANI HANGİ HUKUKA GÖRE KONUŞUYOR Bir gazeteye verdiği röportajda, komisyona 126 bin başvuru yapıldığını, görev yaptıkları 22 aylık süreçte başvuruların %73’ünü sonuçlandırdıklarını ve 8 bini aşkın göreve iade kararı aldıklarını belirten OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu Başkanı Salih Tanrıkulu; “Yargı mercileri tarafından haklarında adli soruşturma ve kovuşturma yapılan başvurucular bakımından örgüt üyeliği yönünde suç işleyip işlemedikleri veya örgüte yardım edip etmedikleri değerlendirilen cezai bir soruşturma yürütülmektedir. Komisyon tarafından yapılan inceleme ise öncelikle idari bir incelemedir. Bu kapsamda başvurucuların örgüt üyeliği ve mensubiyetinin yanında örgütle iltisak ve irtibatının olup olmadığı değerlendirilmektedir. Bu bağlamda Anayasada belirtilen devlete sadakat yükümlülüğü de dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak karar verilmektedir.” diyerek komisyona özgü bir hukuktan söz etti. Kararlarını 20 kritere göre oluşturduklarını belirten komisyon başkanı, "Bylock" programı, Bank Asya'daki hesap hareketleri, kapatılan ya da kayyum atanan kurumların SGK kayıtları, kapatılan dernek, vakıf, sendika, federasyonlarla irtibatı ortaya koyan veriler, para transferleri, örgütle iltisaklı basın yayın kuruluşları verileri ve idari soruşturmalara ilişkin verileri kullandıklarını belirtti. Söyleşinin devamında; “Her bir dosya bazında alınan veriler arasında kişi hakkındaki iddianın gerçekliği teyit edilmediği takdirde bu veri kullanılmıyor.”diyerek, yukarıda aktardığımız ifadesiyle çelişen bir açıklamada bulunan komisyon başkanı, “Komisyon inceleme, değerlendirme ve sonuca varma kıstaslarını 2014 yılı ilgili MGK kararlarını dikkate alarak belirledi.” diyerek hangi hukuka göre konuştuğuna dair ipucunu da vermiştir. O halde komisyon başkanının hangi hukuka göre konuştuğuna, başka bir deyişle söylediklerinin evrensel hukuk normları bakımından geçerli olup olmadığına bakalım. Ceza yargılamasından bağımsız olarak karar vermek… Elbette komisyon ceza yargılaması ilkelerinden bağımsız olarak idari soruşturma ilkeleriyle hareket edebilir. Ancak bunun için kararın muhatabının savunmasının alınması ve o savunma kapsamında bir tahkikatın yapılması gerekir. Oysa bilindiği gibi KHK ile yapılan ihraçlar bakımından tek dayanak, kişinin adının yalnızca bir listede yer almış olmasından ibarettir. Bu tümüyle dayanaksız bir tasarruftur. Bu işlemin arkasından gelen cezai soruşturma ve kovuşturmaların sonuçlarıyla da bağlı olunmadığı açıkça ifade edildiğine göre, kriterlerin sübjektif birer değerlendirme olduğu itiraf edilmektedir. Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ceza yargılaması sonucunda aklanan bir kişi bakımından, başka nedenlerle göreve iade edilmemek kabul edilemez. Keza isnatları inceleyerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar veren adli makamların bu kararının da önemsiz olduğuna hangi evrensel hukuk normuna göre karar verilmektedir. Devlete sadakat yükümlülüğü… Komisyon başkanının değerlendirmelerinde göz önünde bulundurduklarını söylediği ve Anayasada da yer alan devlete sadakat yükümlülüğü ise sübjektif değerlendirmeler için dayanak oluşturacak bir ilke değildir. Devlete sadakatin de ölçümlenebilir olması ve maddi kanıtlarla ortaya konulması gerekir. Bu da hukuk devletinin olmazsa olmaz niteliğidir aynı zamanda. Aksi halde keyfi uygulamaların önünü almak mümkün olamaz. Sicil amirlerinin her nasılsa bir anda tersyüz olan ilgili hakkındaki görüşlerinden hangisinin doğru olduğunu teyit etmek nasıl mümkün olacaktır? Komisyon kararına karşı açtığımız bir davaya ilgili kurumun gönderdiği savunmada yer alan ve komisyon başkanının söz ettiği, “… devlete sadakat yükümlülüğü de dikkate alınarak yapılan değerlendirme…” niteliğindeki bir belgede ihraç edilen kişi hakkında başkanın söz ettiği kriterlere göre bir olumsuz bilgi olmadığı, ancak eşi ve dayısının 2005 yılında dershane kaydının belirlendiği ifade edilmiş… İlgili kurumun ihraç işleminin dayanağı olarak ayrıntılı bir şekilde mahkemeye sunduğu pek “objektif” ve “bilimsel”sadakat ölçüm kriterleri bu kadar değil elbette. Kurum istihbarat bilgisi olarak mahkemeye “sosyal çevre” başlığı altında bazı kişilerin 2000 ile 2005 yıllarında malum örgütle bağlantılı olduklarına dair iddiaları sıralayarak buradan davacının da bu örgütle irtibatı olduğu sonucuna varıyor. Hangi hukuka göre konuştuğunu bilemediğimiz sayın komisyon başkanı, ne denli titiz çalıştıklarını; “Komisyon önüne gelen her bir dosyanın, en az bir insana bir aileye karşılık geldiğini çok iyi biliyor. Öncelikle kişinin başvuru dilekçesindeki beyanlarından yola çıkarak, kurum ihraç sebepleri ile birlikte tespit edilen bulgular titizlikle ele alınıyor.”sözleriyle açıklıyor. Yukarıdaki somut örnek ışığında bu sözleri değerlendirmek size kalıyor. 13.11.2019 Av. Abdurrahman Bayramoğlu https://www.adaletbiz.com/m/ohal-komisyonu-baskani-hangi-hukuka-gore-konusuyor-makale,1095.html
  10. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 3

  11. Anka679

    OHAL Ve KHK Mağdurları 3

    * ÖlümeTerkedilen KHKlılar • Toplumsal Tecrite Maruz Kalan KHKlılar • Ağaç Kökü Teklif Edilen KHKlılar • Yargı Yolu Kapatılan KHKlılar • Seçme Seçilme Hakkı Bile Elinden Alınmak İstenen KHKlılar • Masumiyet Karinesi Yok Sayılan KHKlılar • Emekleri Çalınan KHKlılar * Çocuklarının Hayalleri Çalınan KHK lılar............ Sadece Adalet
  12. Anka679

    OHAL ve KHK Mağdurları 2

    İLTİSAK” ve “İRTİBAT” TERİMİNE İLİŞKİN DÜZENLEMENİN UYGULANABİLİRLİĞİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER... 12.07.2017’de 30122 (Mükerrer) sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonunun (“OHAL Komisyonu”) Çalışmasına İlişkin Usul ve Esaslar başlıklı tebliğin 14. maddesi, OHAL Komisyonu’nun hangi esasları temel alarak inceleme yapacağını belirlemektedir. Bu hükmin ilgili kısmı şöyledir: “Komisyon, incelemelerini terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı yönünden yapar.” İstinaf mahkemesi bir kararında iltisak ve irtibat terimlerini şu şekilde tanımlamıştır: “ ... iltisak; yani yapışıkmış gibi birlikte hareket etme, gönüllü şekilde tabi olma, aynı yöne bakma, olayları aynı bakış açısıyla değerlendirme, eylemlerini bir grubun, örgütün ya da yapının işaretleri, talimatları, yönlendirmelerine göre gerçekleştirme ve bunu yaparken dünyevi ya da uhrevi faydalar umma hali ile irtibat; yani bir çıkar ilişkisi nedeniyle gönüllü veya gönülsüz kendi davranışlarını bireysel iletişim yoluyla ya da yazılı ve görsel basın, sosyal medya paylaşımları üzerinden gelen mesajları dikkate alarak belirleme hali de kamu görevinden çıkarmanın hukuki gerekçeleri arasında sayılmıştır” (Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi, 27.06.2019, E. 2019/622, K. 2019/596). “İltisak” ve “irtibat” terimine ilişkin düzenleme 15.07.2016’dan sonrasında getirilmiştir. Bu tarihten önce mevzuatta sözü edilen ifadeleri içeren bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla vatandaşlar açısından öngörülebilir olmayan bir düzenlemeye dayanılarak işlem tesis edilmesi hukuka aykırıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İmret (2) / Türkiye (57316/10, 10.07.2018) kararında bir hükmün öngörülebilirliğine ilişkin şu tespitlerde bulunmuştur: "43.Öngörülebilirlik, “kanunla öngörülmüş” ifadesinin getirdiği gerekliliklerden biridir. Dolayısıyla, kişilere davranışlarını düzenleme imkânı vermek üzere yeterli netlikle ifade edilmediği takdirde, bir norm “kanun” olarak kabul edilemez; zira kişiler, gerekirse uygun tavsiye ile, belli bir eylemin yol açabileceği sonuçları, söz konusu koşullar içerisinde makul olan derecede öngörebilmelidirler. Bu sonuçların mutlak bir kesinlikle öngörülebilir olması gerekli değildir; nitekim bunun başarılmasının mümkün olmadığı tecrübeyle sabittir. Yine de, kesinlik oldukça arzu edilen bir şey olmakla birlikte, beraberinde aşırı katılık getirebilir ve kanunun değişen koşullara ayak uydurabilmesi gerekmektedir. Buna göre, çoğu kanun kaçınılmaz olarak az çok muğlak olup; yorumlanması ve uygulanması tatbike bağlı hususlardır (bk. The Sunday Times/Birleşik Krallık (no. 1), 26 Nisan 1979, § 49, A Serisi no. 30; yukarıda anılan De Tommaso, § 107; yukarıda anılan Medžlis Islamske Zajednice Brčko ve Diğerleri, § 70 ve yukarıda anılan Satakunnan Markkinapörssi Oy ve Satamedia Oy, § 143). 44. Bu bağlamda Mahkeme, bir kuralın, kamu mercileri tarafından keyfi uygulamalarda bulunulmasına ve bir kısıtlamanın herhangi bir tarafın zararına olacak şekilde kapsamlı olarak uygulanmasına karşı bir koruma tedbiri sağladığında “öngörülebilir” nitelikte olduğunu vurgular (bk. Centro Europa 7 S.r.l. ve Di Stefano/İtalya [BD], no. 38433/09, § 143, AİHM 2012; Mesut Yurtsever ve Diğerleri/Türkiye, no. 14946/08 ve diğer 11 başvuru, § 103, 20 Ocak 2015; Işıkırık/Türkiye, no. 41226/09, § 58, 14 Kasım 2017; ayrıca, bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Hasan ve Chaush/Bulgaristan [BD], no. 30985/96, § 84, AİHM 2000 XI ve yukarıda anılan De Tommaso, § 109). Temel hakları etkileyen durumlarda, sınırsız yetki biçimindeki bir hukuki takdir yetkisinin tahsis edilmesi, demokratik bir toplumun temel ilkelerinden biri olan ve Sözleşme ile koruma altına alınan hukukun üstünlüğüne aykırılık teşkil eder. Sonuç olarak, kanunlar, takdir yetkisinin kapsamı ile bunun uygulanış biçimini gereken netlikle belirtmelidir (bk. yukarıda anılan Hasan ve Chaush, § 84; Maestri/İtalya [BD], no. 39748/98, § 30, AİHM 2004 I; S. ve Marper/Birleşik Krallık [BD], no. 30562/04 ve 30566/04, § 95, AİHM 2008; Sanoma Uitgevers B.V./Hollanda [BD], no. 38224/03, § 82, 14 Eylül 2010 ve Güler ve Uğur/Türkiye, no. 31706/10 ve 33088/10, § 48, 2 Aralık 2014)". İdare tarafından “iltisak” ve “irtibat” terimlerinin temel alınması suretiyle işlem tesis edilmesi bir hükmün öngörülebilir olması zorunluluğu ortadan kaldırdığından temel hakların ihlâli sonucunu doğuran işlemler tesis edilmektedir. OHAL Komisyonunun vatandaş hakkında ceza mahkemeleri tarafından verilen ve kesinleşmiş bir karar bulunup bulunmadığını araştırması ve muğlak olan “iltisak” ve “irtibat” terimini ceza mahkemeleri tarafından verilen kesinleşmiş mahkeme kararını temel alarak yorumlaması daha isabetli olacaktır. Avukat Doğukan ALGAN https://www.adaletbiz.com/iltisak-ve-irtibat-terimine-iliskin-duzenlemenin-uygulanabilirligi-uzerine-dusunceler-makale,1079.html
  13. Anka679

    OHAL ve KHK Mağdurları 2

    FETÖ/PDY Silahlı Örgüt (TCK 314) Suçundan Verilmiş 5 Yıl ve Altındaki Cezalara Temyiz Yasa Yolu Açıldı. Bilindiği üzere yürürlükteki 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre; ilk derece mahkemelerince verilmiş olan 5 yıl ve altındaki ceza mahkûmiyeti kararlarına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddedilmesi, yani ilk derece mahkemesi kararının onanması durumunda mahkûmiyet hükmü kesinleşmekte olup, bu kararlara karşı temyiz kanun yolu kapalıdır. 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun kapsamında 5271 sayılı CMK’nın 286. Maddesine eklenen 3. fıkra ile bu kurala bazı istisnalar getirildiğini Av. Rahmi Ofluoğlu 17.10.2019 tarihli yazısında açıklamıştı. Temyiz yolu açılan suçlar arasında yapmış olduğumuz incelemede, düzenlemeden en çok etkilenecek olan, dava ve dosya yoğunluğu itibariyle Silahlı Örgüt(TCK 314. Madde) kapsamında verilip istinafta kesinleşen veya halen yargılaması devam eden dosyalar olduğunu gözlemliyoruz. Özellikle silahlı örgüt suçuna özgü olmak üzere 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında açılan FETÖ/PDY davalarının başı çektiği bilinmektedir. FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilebilecek en düşük ceza lehe hükümler uygulandığında 6 yıl 3 ay hapis cezasıdır. Bu ceza mevcut düzenleme ile de temyiz sınırı üzerinde olduğundan zaten temyiz kanun yolu açıktır. Ancak TCK 314. maddeden verilen mahkûmiyet kararlarının kanunda ve uygulamada iki istisnası bulunmaktadır ve bu kararlara karşı temyiz yolu kapalıdır: TCK 221. madde ile düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan ve cezasından 1/3 ile 3/4 arasında indirim yapılarak netice cezası 5 yıl ve altına düşen sanıklar, TCK 220/7. madde uyarınca örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiği kanaatine varılarak, örgüt üyeliğinden dolayı verilecek cezası, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilerek netice hapis cezası 5 yıl ve altına düşen sanıklar yönünden verilen cezalar mevcut düzenlemeye göre kesinleşmektedir. Halihazırda bu iki uygulamaya tabi binlerce davanın devam ettiği, ayrıca daha önce verilmiş binlerce mahkumiyet kararının istinaf mahkemelerince kesinleştirildiği bilinmekle özellikle TCK 314. maddenin istisnasız temyiz yasa yoluna tabi tutulması dolayısıyla binlerce sanığın lehine bir kanun düzenlemesi yoluna gidildiği açıktır. FETÖ/PDY davalarında yaptığımız incelemede özellikle yapıya ait Bank Asya’ya para yatırmış olmak veya en yalın haliyle banka hesabı bulundurmak nedeniyle binlerce sanığın örgüte yardım etmek suçundan(TCK 220/7) cezalandırıldığı, netice cezaların 5 yıl ve altında olması nedeniyle hükümlerin kesinleştiği, birçok hükümlünün cezalarının infazına başlandığı, ayrıca halen aynı suçlama ile sayısı binleri bulan dava dosyalarının yargılamalarına devam edildiği görülmektedir. Keza etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ceza alan veya yargılanması devam eden sanıklar için de aynı durum geçerlidir. Sonuç olarak özellikle cezaları kesinleşen binlerce kişi yönünden infaz aşamasına geçilmiş olup, ceza infaz kurumlarında verilen hükümleri infaz etmektedirler. Peki Temyiz Yasa Yolu Belirtilen Hükümlü veya Sanıklara Ne Fayda Sağlayacak? FETÖ/PDY davalarına özgü olmasa da, bu davaların yoğunluğu dolayısıyla özellikle bu davalarda ortaya çıkan sorun; bazı ilk derece mahkemeleri ve istinaf mahkemelerince Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun uygulamaya yön vermesi gereken referans bozma kararları dikkate alınmadan içtihata aykırı mahkumiyet kararları verilmiş olması, mahkumiyet kararlarının Yargıtay denetiminden geçmemesi dolayısıyla kesinleşmesi sonucu oluşan haksızlıktır. Henüz ortada bir yasa tasarısı dahi yokken yayınladığımız https://www.adaletbiz.com/ceza-hukuku/bolge-adliye-mahkemeleri-ceza-daireleri-kararlarinda-ceza-adaleti-h242670.html yazımızda bu soruna vurgu yaparak uygulamadan bir örnek de vermiştik. Yargıtay 16. Ceza Dairesi istikrarlı kararlarında “FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı Asya Katılım Bankası AŞ de gerçekleştirilen rutin hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet ya da örgüte yardım etmek kapsamında değerlendirilemeyeceği”’ne hükmetmiştir. Buna rağmen ilk derece mahkemelerinin ve istinaf mahkemelerinin bir kısmı içtihatı benimseyerek beraat kararları vermekte ise de birçok mahkeme adeta içtihatı görmezden gelerek ceza mahkumiyeti hükmü tesis etmektedir. Buna göre yerleşik kararlarında –her ne kadar eleştiri konusu yapılan bazı yönleri bulunsa da- evrensel hukuk ilkelerini gözeten Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin artık bu dosyaları inceleyecek olması birçok sanık hakkında verilmiş mahkumiyet hükümlerinin ortadan kalkacağını ve süreçte bozma kararları ile birlikte beraate dönüşeceğini göstermektedir. Hükmü Kesinleşen Sanıklar Temyiz Yasa Yoluna Nasıl Başvuracak? Temyiz yasa yoluna ilişkin CMK 286. Maddeye eklenen fıkra ile temyiz yolu açılan ancak kesinleşmiş cezalara ilişkin; 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun’un 31. Maddesine ile CMK’ya eklenen Geçici 5. Maddenin 1/f bendine göre; “286 ncı maddenin üçüncü fıkrasında yapılan düzenleme, bu maddenin yayımlandığı tarihten itibaren on beş gün içinde talep etmek koşuluyla aynı suçlarla ilgili olarak bölge adliye mahkemelerince verilmiş kesin nitelikteki kararlar hakkında da uygulanır. Bu bendin uygulandığı hâlde, cezası infaz edilmekte olan hükümlülerin, 100 üncü madde uyarınca tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu, hükmü veren ilk derece mahkemesince değerlendirilir.” Buna göre basit bir anlatımla; 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanun’un resmi gazetede yayımlandığı tarihte istinafın kesinleşmiş hükmü kendiliğinden kesin olmayan bir hükme dönüşmüş olacak. Dolayısıyla temyiz edilebilir nitelik kazanan karara karşı Kanun’un yayım tarihini izleyen 15 gün içerisinde gerekçeli temyiz başvuru dilekçesi verilmek suretiyle karar temyiz edilmiş olacaktır. Bu süre hak düşürücü olduğundan hükümlülerin ve varsa avukatlarının bu süre içerisinde temyiz dilekçesi vermemesi temyiz yolunun kesin olarak kapanmasına neden olacak, süre geçtikten sonra dilekçenin sunulması durumunda ise temyiz başvurusu reddedilecektir. Düzenlemeye göre anılan madde kapsamındaki hükümlü veya avukatlarına yeni bir tebligat yapılmayacağına göre kanunun yayımlandığı tarihi dikkatle takip etmeleri gerekmektedir. Öte yandan, son dönemdeki yazılarımızda da belirttiğimiz üzere; kararın gerekçesi daha önce tebliğ edilmiş olduğuna göre verilecek temyiz dilekçelerinin ayrıntılı temyiz nedenlerini açıklayan ve hukuka aykırılıkları belirten gerekçeleri içermesi zorunlu olup, hak düşürücü süre göz önünde bulundurulduğunda temyiz başvuru dilekçesinin bir uzmanlık işi olduğu unutulmamalı ve mutlaka avukat yardımından yararlanılmalıdır. Cezası İnfaz Edilen Hükümlülerin İnfazının Durdurulması veya Tahliye İşlemleri Nasıl Yapılacak ve Nereden Talep Edilecektir? Hükmü süresinde temyiz eden hükümlünün artık sanık sıfatına haiz olacağı, dolayısıyla hükümlü sıfatının ortadan kalkacağı ve infazın kendiliğinden duracağı açıktır. Görüşümüz, bu durumdaki hükümlünün doğrudan tahliye edilmesi gerektiği yönünde ise de; anılan geçici maddede kanımızca hatalı bir düzenlemeye gidilmiştir. Maddenin “…tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu, hükmü veren ilk derece mahkemesince değerlendirilir.” şeklinde düzenlemesi hatalıdır. Zira artık sanık sıfatını kazanan ve infazı durdurulan kişi tutuklu da olamaz. Hükmü infaz etmek üzere cezaevine konulan kişi hakkında ortada bir tutuklama kararı da olmayacağına göre, doğrudan tahliye edilmesi gerektiği açıktır. Bu bakımdan “tutukluluğunun devam edip etmeyeceği hususu” ibaresi sorunludur. İlk derece mahkemesi olmayan bir tutuklama kararına dayanarak tutukluluğun devamına karar veremeyeceğine göre; ilk derece mahkemesine sanığın tutuklanması veya tahliyesi konusunda bir karar verme yükümlülüğü getirilmektedir. Sonuç olarak düzenleme gereği ilk derece mahkemesince resen bir inceleme yapılması gerektiği açık olmakla, sanık ve müdafilerinin ilk derece mahkemelerine ayrı bir dilekçe ile başvurmaları yararlı olacaktır. Bölge Adliye Mahkemelerinin 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçmesi sonrasında uygulamaya giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun istinaf ve temyiz yoluna ilişkin hükümleri ve süreçte yapılan değişiklikler ile bu yazımızın konusu olan 7188 sayılı Kanun kapsamında yapılan değişiklik ve eklemeler ile Ceza Yargılaması Usulü daha da karmaşık bir hal almış olup, özellikle temyiz yasa yolunda temyiz nedenlerinin ve hukuka aykırılıkların hak düşürücü sürede bildirilmiş olması zorunluluğu karşısında sanıkların herhangi bir hak kaybına uğramamaları için hukuki yardım almaları gerektiği açıktır. Av. Çağlar Dilber https://www.adaletbiz.com/fetopdy-silahli-orgut-tck-314-sucundan-verilmis-5-yil-ve-altindaki-cezalara-temyiz-yasa-yolu-acildi-makale,1089.html
  14. Anka679

    OHAL ve KHK Mağdurları 2

    SON DAKİKA AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu partisinden istifa etti. AK Parti milletvekili ve MKYK üyesi Mustafa Yeneroğlu, ŞEHİT KHK'lı POLİS Zekeriya Altınok’un dram dolu hikayesi üzerine yaptığı bir paylaşımda şöyle dedi: “Bir hukukçu olarak adım kadar eminim ki, on binlerce insan haksız yere cezaevinde ve/veya ihraç edilmiş. Artık hukuksuzlar kanıksandı, vicdanları köreltti, toplumu kemiriyor.” DEMİŞTİ... https://www.cnnturk.com/turkiye/mustafa-yeneroglu-ak-partiden-istifa-etti https://www.khkhaber.com/khk-ile-haksiz-yere-mesleklerinden-ihrac-edilen-kac-zekeriya-altunoklar-var/
×
×
  • Yeni Oluştur...