İçeriği gör

Arama

'tazminat' Etiketi • Arama Sonucu.



Gelişmiş Arama

  • Etiketlere Göre Ara

    Aralarına virgül koyarak ekleyin
  • Yazara Göre Ara

İçerik Türü


Forumlar

  • OHAL KHK ve FETÖ Mağdurları
    • Gündem ve Gelişmeler
    • Kurumlar ve İhraçlar
    • Kabul Kararı Alanlar Forumu
    • Ret Kararı Alanlar Forumu
    • Serbest Forum
    • İdari Davalar • Emsal Kararlar • Dilekçeler
    • İdari Dava Emsal Kararlar
    • İdari Dava Dilekçeleri
    • Ceza Davaları • Emsal Kararlar • Dilekçeler
    • Ceza Davası Emsal Kararlar
    • Ceza Davası Dilekçeleri
    • Basında KHK Haberleri
    • Anket • Araştırma • Arşiv
    • İstek & Öneri
    • Hakkında • Yardım
  • Gündem Dışı Mahallesi's Forumlar
  • BM İnsan Hakları Komitesi Başvuruları's Forumlar

Kategoriler

  • Fetö Soruşturmaları
  • Görüş ve Mütalaalar
  • KHK Mağdurları
  • Köşe Yazıları

Kategoriler

  • KHK Mağdurları
  • Açık Oturum / Tartişma
  • Haber - Söyleşi
  • Panel - Sempozyum
  • Gündem Dışı Mahallesi's Videolar
  • BM İnsan Hakları Komitesi Başvuruları's Videolar

Sonuç Konumu

Sonuçlarda Ara


Oluşturma Tarihi

  • Başlama

    Bitiş


Son Güncelleme

  • Başlama

    Bitiş


Şuna göre filtrele...

Katılım

  • Başlama

    Bitiş


Üye Grubu


KHK


Kurum


Kriterler


Komisyon Kararı


İdari Süreç


Adli Süreç

5 sonuç bulundu

  1. Merhaba Komisyon ve İdari Mahkeme kararıyla iade olan mağdurlar bu bölümden bilgi alışverişi yapabilir. İadeniz hayırlı olsun. Umarız bir daha böyle mağduriyet yaşamazsınız.
  2. KHK ile ihraç edilip göreve iade edilen Polis Memurunun manevi tazminat talebini reddeden mahkemenin kararı, İstinafta bozuldu. KHK ile ihraç olup, daha sonra görevine iade edilen bir Emniyet mensubu, haksız ihraç nedeniyle manevi tazminat davası açtı. Davaya bakan İdare mahkemesi, ihraç işlemi KHK ile yapıldığından, manevi tazminat talebini reddetti. Davacı kararı istinaf mahkemesine götürdü. Bölge İdare Mahkemesi, idare mahkemesinin kararında hukuka uygunluk görülmediğine karar vererek manevi tazminat istenebileceği ve bu şekilde dava açılabileceğine hükmetti.
  3. Görevine dönen memurun geçmiş dönem zararlarının idarece karşılanması gerektiği konusunda DANIŞTAY 12. Dairesince verilen karar… Davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 98/b maddesi uyarınca görevine son verilmesine ilişkin işlemin iptali yolunda verilen kararın Danıştay Onikinci Dairesinin kararı ile bozulması üzerine davacının görevle ilişkisinin kesildiği 28/07/2011 tarihi ile karar düzeltme aşamasında davacı hakkında verilen mahkumiyet hükmünün bütün neticeleriyle ortadan kalkması üzerine dava konusu işlemin dayanağının hukuken ortadan kalktığı ve işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı hale geldiği gerekçesiyle anılan mahkeme kararının onanmasına karar verilmesi üzerine yargı karan ile göreve başladığı 16/05/2013 tarihine kadar olan dönemde öğretmen olarak çalışamamasından kaynaklı zararın idarece tazmin edilmesi gerektiği hakkında. T.C. DANIŞTAY Onikinci Daire Esas No: 2018/9139 Karar No: 2019/11 TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İnceleme ve Gerekçe: Maddi Olay : Dosyanın incelenmesinden,………………. İlköğretim Okulunda öğretmen olarak görev yapan davacının elektrik hırsızlığı suçundan ………………………Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılama sonucunda anılan Mahkemenin 27.12.2006 tarihli ve Dosya No:……….. Karar No:…………………sayılı dosyasında eylemine uyan TCK’nun 142/1 -f maddesi uyarınca, 2 yıl hapis cezası ile cezalandırıldığı, cezanın TCK’nun 51/1. maddesi uyarınca ertelendiği, söz konusu mahkumiyet kararının 05.01.2007 tarihinde kesinleşmesi üzerine idarece 657 sayılı Kanun’un 48/A-5 maddesinde aranılan şartı taşımadığından bahisle aynı Kanun’un 98/b maddesi uyarınca görevine son verildiği, daha sonra 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik üzerine …………………. Asliye Ceza Mahkemesi’nce dava dosyasının yeniden ele alındığı ve mahkumiyet hükmünün yeni hükümlere uyarlanması amacıyla 03.09.2012 günlü ek kararla 6532 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi “Abonelik esasına göre yararlanılabilen elektrik enerjisinin, suyaın ve doğal gazın sahibinin rızası olmaksızın ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek şekilde tüketilmesi dolayısıyla bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hakkında hırsızlık suçundan dolayı kovuşturma yapılan veya kesinleşmiş olup olmadığına bakılmaksızın hakkında hüküm verilen kişinin, bu Kanun yürürlüğe girdiği tarihten idbaren altı ay içinde, zararı tamamen tazmin etmesi hâlinde, hakkında cezaya hükmolunmaz, verilen ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkar.” hükmü karşısında davacı hakkındaki hükmün tüm nedceleriyle birlikte ortadan kaldırılmasına karar verildiği, 26.07.2007 tarih ve 12458 sayılı işlem ile görevine son verilen ve bu işlemin ….. İdare Mahkemesi’nin 31.10.2008 tarih, …………………… sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine göreve başlayan davacının, bu kararın davalı idare tarafından temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onikinci Dairesi’nin 25.05.2011 tarih ve ………………….. sayılı kararıyla bozulmasına karar verildiği, bu karar üzerine davacının yeniden görevi ile ilişiğinin kesildiği, …………… Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet hükmünün 3. Yargı pakednde açıklanan lehine olan maddelerin uygulanması amacıyla 03.09.2012 günlü ek kararla 6352 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca tüm neticeleri ile birlikte ortadan kaldırılmasına karar verildiği gerekçesiyle karar düzeltme aşamasında Danıştay Onikinci Dairesi’nin bozma kararının 09.10.2012 tarihli ve …………………….. sayılı kararı ile kaldırılarak, “her ne kadar dava konusu işlemin tesis edildiği tarih itibarıyla, bahsedilen hükmün ortadan kaldırılmasına dair hüküm tesis edilmiş ve işlemin tesis edildiği aşamada bu anlamda bir hukuka aykırılık bulunmamakta ise de, ceza kanunu yönünden lehe olan hükmün uygulanması kapsamında verilen yeni kararla birlikte ortaya çıkan yeni hukuki durum karşısında, dava konusu işlemin dayanağının hukuken ortadan kalktığı ve işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı hale geldiği sonucuna varıldığı, davacının memuriyetine engel olacak nitelikte bir suçtan mahkum olduğundan söz edilemeyeceğinden, dava konusu göreve son işleminin iptali istemiyle açılan davada; 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına yönelik mahkumiyeti nedeniyle memuriyetine son verilen davacının mahkumiyetinin ertelenmesi ve ertelemenin doğurduğu hukuki sonuçlar gözönüne alındığında Devlet memurluğu ile ilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığına ilişkin İdare Mahkemesinin iptal kararının gerekçesinde isabet bulunmamakta ise de, kararın sonucu itibarıyla yerinde olduğu” gerekçesiyle …………….İdare Mahkemesi’nin 31.10.2008 günlü, …………..7 sayılı kararın sonucu itibarıyla onanmasına karar verildiği, davacı tarafından Danıştay Onikinci Dairesi’nin 25.05.2011 tarih ve …………………. sayılı bozma kararının uygulanması sonucunda 28.07.2011 tarihinden görevine iade edildiği 16.05.2013 tarihine kadar olan dönemde yoksun kaldığı tüm parasal ve özlük haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. ilgili Mevzuat: Anayasanın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin “Hukuk Devleti” olduğu vurgulanmış ve 125. maddesinin son fıkrasında; idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde de; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı haklan muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları” idari dava türleri arasında sayılmıştır. Hukuki Değerlendirme: Davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 98/b maddesi uyarınca görevine son verilmesine ilişkin 26/07/2007 tarih ve 12458 sayılı işlemin iptali yolunda verilen İdare Mahkemesi kararının Danıştay Onikinci Dairesince karar düzeltme incelemesinde, dava konusu işlemin dayanağının hukuken ortadan kalktığı ve işlemin sebep unsuru yönünden hukuka aykırı hale geldiği gerekçesi ile (anılan mahkeme kararın) onanmasına karar verildiği görüldüğünden, hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespit edilen işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının idarece tazmin edilmesi Anayasal ve yasal bir zorunluluktur. Bu durumda, hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespit edilen işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının idarece tazmin edilmesi Anayasal ve yasal bir zorunluluk olup, davacının görevden ilişiğinin kesildiği 28/07/2011 tarihinden, yargı kararı üzerine görevine başladığı 16/05/2013 tarihine kadar olan dönemde öğretmen olarak çalışamamasından kaynaklanan zararının idarece tazmini gerektiği sonucuna varıldığından, aksi yönde verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. Öte yandan, davacının anılan dönemde mahrum kaldığı parasal hakları tutarı tespit edildikten sonra, bu tutardan var ise, aynı dönemde elde ettiği gelirin düşüldükten sonra idarece davacıya ödeme yapılacağı tabidir. Karar Sonucu : Açıklanan nedenlerle; 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,
  4. T.C YARGITAY 12. CEZA DAİRESİ ESAS NO.2018/1379 KARAR NO.2019/82 KARAR TARİHİ.07.01.2019 MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi DAVA: Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat HÜKÜM: Davanın reddine Davacının tazminat talebinin reddine ilişkin hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü; Bozma ilamına uyularak yapılan incelemeye, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; 1- Dosya içeriğine göre; davacının 11.06.2013 tarihinde... Adalet Sarayında gerçekleştirilen eylem sırasında Cumhuriyet savcısının talimatı ile yakalanarak adli muayene raporu düzenlendikten sonra ifadesi alınmadan aynı gün serbest bırakıldığı, ancak hakkında yakalama işlemi yapılan davacıya kanuni haklarının hatırlatıldığına ve davacının yakalandığının bir yakınına veya belirlediği bir kişiye haber verildiğine dair herhangi bir tutanak düzenlenmediği dikkate alınarak, 5271 sayılı CMK'nın 90, 95 ve 97. maddeleri ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinin 6. maddesindeki zorunlulukların yerine getirilmediği, davacının avukat olmasının bu hükümlerin uygulama koşullarını değiştirmeyeceği, suçlamadan haberdar edilme ve düzenlemede yer alan aydınlatma yükümlülüğüne ilişkin emredici hükümlerin ihlalinin işlemi haksız hale getirdiğinin anlaşılması karşısında, davacı lehine makul bir miktar manevi tazminata hükmolunması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde isabetsiz değerlendirme ile davanın reddine karar verilmesi, 2- ''07.12.2017'' olan karar tarihinin gerekçeli karar başlığında ''11.12.2017'' olarak yazılması, Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 07.01.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
  5. Resmî GazeteSayı : 27717 DANIŞTAY KARARI Danıştay Onbirinci Daire Başkanlığından: Esas No : 2009/5353 Karar No : 2010/2671 Kanun Yararına Temyiz İsteminde Bulunan : Danıştay Başsavcılığı-ANKARA Davacı : Coşkun Zeren Vekili : Av. Kemal Aybek Strazburg Cad. No: 26/5 Kat: 1 - Sıhhiye/ANKARA Davalı : Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı-ANKARA Vekili : Av. Rukiye Erdoğan İstemin Özeti : Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 12.02.2009 günlü, E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararının, Danıştay Başsavcılığı tarafından 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulması istenilmektedir. Danıştay Tetkik Hakimi : Füsun Erkin Düşüncesi : Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Ankara Bölge İdare Mahkemesince verilen kararın, idari işlem veya eylemlerden dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davalarda uygulanacak yasal faizin başlangıç tarihi olarak idareye başvurunun bulunması halinde, başvuru tarihinin esas alınacağı yolundaki Danıştay İçtihatlarına aykırı bulunması nedeniyle, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir. KAPAT [X] Danıştay Başsavcısı : Yılmaz Çimen Düşüncesi : T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğünde müdür yardımcısı kadrosunda görev yapmakta iken isteği üzerine 1. derece, 4. kademe, 2200 ek gösterge esas alınarak emekliye ayrılan davacının, ek göstergesinin 3000 olarak uygulanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin Ankara 8. İdare Mahkemesinin 31.03.2003 günlü ve E:2002/1322, K:2003/310 sayılı kararıyla iptal edilmesi üzerine davalı idarenin maaş ve ikramiye farklarını ödemesine karşın faiz hesaplanmaması sonucu oluştuğu ileri sürülen 1.135,50 YTL tutarında faiz alacağının, icra takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açılan davada, Ankara 16. İdare Mahkemesinin faiz alacağı olarak hesaplanan 1.135,50 YTL'nin dava açma tarihi olan 28.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine ilişkin 27.03.2008 günlü ve E:2006/629, K:2008/361 sayılı kararına taraflarca itiraz edilmesi üzerine, ödenen maaş ve ikramiye farklarına 15.07.2002 tarihinden 02.07.2003 tarihine kadar hesaplanan 541,10 YTL tutarındaki faizin ödenmesine ilişkin Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 12.02.2009 günlü ve E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararının, davacı vekili tarafından hukuka aykırı olduğu belirtilerek kanun yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesinde, bölge idare mahkemesi kararları ile idare ve vergi mahkemelerince ve Danıştay'ca ilk derece mahkemesi olarak verilip temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın kanun yararına bozulacağı, bu bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan mahkeme veya Danıştay kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı hükme bağlanmıştır. T.C. Anayasası'nın 125'inci maddesinin 1'inci fıkrasında, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu hükme bağlanmış, maddenin son fıkrasında da, idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kuralı getirilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12'nci maddesinde; ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Danıştay'a ve İdare ve Vergi Mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zarardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilecekleri ve ilgililerin Kanunun 11'inci maddesi uyarınca idareye başvurma haklarının saklı olduğu öngörülmüştür. İdarenin hukuki sorumluluğundan söz edebilmek için, bir zararın varlığı, zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir olması, zararla işlem veya eylem arasında illiyet bağının bulunması gereklidir. Öte yandan, zarara yol açan idari eylem veya işlemin, bir hizmet kusuruna dayanması ya da kusursuz sorumluluk kuram ve ilkelerinin uygulanmasına elverir nitelikte bulunması halinde, zararla eylem arasında uygun illiyet bağının kurulması mümkün hale gelmektedir. Kanun yararına bozma istemine ilişkin 03.06.2009 tarih ve 80281 sayılı dilekçede, davacının 3000 ek gösterge uygulanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemin yargı kararı ile iptali üzerine ödenen maaş ve ikramiye farklarına faiz hesaplanmaması sonucu oluştuğu ileri sürülen faiz alacağına ilişkin iddialar yer almaktadır. Ödenmeyen bu faiz alacağı üzerinden de ayrıca faiz hesaplanması, başka bir ifadeyle faiz alacağına da faiz ödenmesi gerektiğine ilişkin iddiaya açıkça yer verilmemiş olmakla birlikte dosya içeriğinden davacının "faize faiz hesaplanması"na ilişkin talebinin baştan beri bulunduğu ve bu talebin İdare ve Bölge İdare Mahkemelerinin kararlarında bir şekilde karşılandığı anlaşıldığından bu konu da kanun yararına bozma kapsamında incelenmiştir. Davacının emeklilik tarihinden mahkeme kararı üzerine ikramiye ve maaş farklarının ödenmesi tarihine kadar geçen süre için davacıya 541,10 YTL tutarında faiz alacağı ödenmesi gerektiği yolundaki Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 12.02.2009 günlü ve E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararında, yerleşik yargı kararları ile faize faiz hükmedilemeyeceği yolunda teessüs etmiş içtihada aykırılık görülmediğinden, hükmün bu kısmının hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Faizden kaynaklanan alacak miktarının hesaplanmasına ilişkin hüküm fıkrasına gelince; Bilindiği üzere, konusu bir miktar paranın ödenmemesinden ibaret olan borçlarda, borcun doğduğu veya muaccel olduğu tarihten ödemenin yapıldığı tarihe kadar, kısa veya uzun bir süre geçmiş olabilir. Faiz, borçlunun böyle bir süreden faydalanması, alacaklının tasarruf hakkının kısıtlanmış olması nedeniyle alacaklıya kanun veya sözleşme gereğince bir oran dahilinde olmak üzere ödenmesi gerekli olan para miktarıdır. Faiz borcu hukuki mahiyeti itibariyle fer'i bir borç olup, borcun doğumu ve varlığı, asıl borcun doğumuna ve varlığına bağlıdır. T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü'nde müdür yardımcısı kadrosunda çalışan davacı, 2200 ek gösterge üzerinden 24.05.2001 tarihinde emekli olmuş ve 15.06.2001 tarihi itibariyle emekli ikramiyesi ve maaşı ödenmiştir. Davacının kendisine uygulanan ek göstergenin 3000 olması gerektiği yolundaki başvurusunun reddi üzerine açılan davada: idare mahkemesince işlemin iptaline karar verilmiş ve Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Tahsisler Dairesi Başkanlığı'nın 02.07.2003 tarih ve 77949 sayılı işlemi ile davacının ek göstergesi 3000 'e yükseltilerek 15.06.2001 tarihi itibariyle maaş ve ikramiye farkları tahakkuk ettirilmiş ve ödemeler yapılmıştır. Ancak ana paranın ödenmesi sırasında davacıya ayrıca faiz ödenmediğinden davacı bu faiz alacağı için 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12' nci maddesi uyarınca dava açmıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi faiz alacağının doğumu ve varlığı asıl alacağa bağlı olup, idare mahkemesinin iptal kararı üzerine davalı idare, davacının emeklilik tarihi itibariyle ek göstergelerini düzelterek, ek göstergenin 3000 olarak uygulanması sonucu hesaplanan maaş ve ikramiye farklarını, emekli ikramiyesi ve aylığının ödendiği tarih itibarıyla hesaplamış ve davacıya ödemiştir. Dolayısıyla faiz alacağının da asıl alacağın doğduğu tarih, başka bir ifadeyle davacının emekli olması üzerine emekli ikramiyesi ve aylığın ödendiği tarih olan 15.06.2001 tarihi itibarıyla hesaplanması gereklidir. Bu nedenle Ankara Bölge İdare Mahkemesince faiz alacağının hesaplanmasında, faizin başlangıcı olarak Ankara 8. İdare Mahkemesinde iptal davasının açıldığı 15.07.2002 tarihinin esas alınmasında hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin 12.02.2009 günlü ve E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararının, faiz alacağının hesaplanmasında faizin başlangıç tarihine ilişkin hüküm fıkrasının niteliği itibariyle yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51'inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Onbirinci Dairesi'nce Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 12.2.2009 günlü, E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği görüşüldü: Dosyanın incelenmesinden, davanın, T.C. Ziraat Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü'nde müdür yardımcısı kadrosunda görev yapmakta iken isteği üzerine emekliye ayrılan ve 1. derecenin 4. kademesi ve (2200) ek gösterge rakamı üzerinden emekli aylığı bağlanan davacı tarafından, ek gösterge rakamının (3000) olarak düzeltilmesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi üzerine davacıya ödenen maaş ve ikramiye farklarının faizinin ödenmemesi sonucu oluştuğu ileri sürülen 1.135,50 TL tutarında faiz alacağının, icra takip tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle açıldığı, Ankara 16. İdare Mahkemesinin tek hakim tarafından verilen 27.03.2008 günlü ve E:2006/629, K:2008/361 sayılı kararıyla, idarenin hukuka aykırılığı mahkeme kararıyla saptanan işlemi nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesinin yeterli olmadığı, ayrıca davacının parasal haklarını süresinde alamamasından doğan zararın da yasal faiz ödenerek giderilmesi gerektiği gerekçesiyle, adli yargıda itirazın iptali istemiyle açılan dava sırasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu faiz alacağı olarak hesaplanan 1.135,50 TL'nin dava açma tarihi olan 28.05.2007 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar verildiği, bu karara taraflarca itiraz edilmesi üzerine, Ankara Bölge İdare Mahkemesinin 12.02.2009 günlü ve E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararıyla, yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılarak davalı idarenin itiraz isteminin kısmen kabulü ile itiraza konu mahkeme kararının davacının açıkta kaldığı süreye ilişkin özlük hakları nedeniyle talep ettiği faize ilişkin 594.40.-TL'lık kısmı yönünden bozulmasına, ilk olarak iptal davasının açıldığı tarih olan 15.7.2002 ile davalı idarece iptal kararı üzerine ödemenin yapıldığı 2.7.2003 tarihi arasında kalan dönem için hesaplanan faiz tutarı olan 541.10.-TL'lık kısmın kabulüne, bu konudaki fazlaya ilişkin talebin reddine, davacıya ödenmeyen faiz alacağına ilişkin olarak ise, davacının itiraz isteminin reddi ve davalı idarenin itiraz isteminin kabulü ile kararın bu kısmının da bozulmasına, bu konudaki davacı talebinin reddine karar verildiği ve davalı idarenin karar düzeltme istemi reddedilerek kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. Danıştay Başsavcılığı, Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin söz konusu kararının, faiz alacağının hesaplanmasında faizin başlangıç tarihine ilişkin hüküm fıkrasının niteliği itibarıyla yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade etmesi nedeniyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasını istemektedir. İdari işlem veya eylemlerden dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davalarda uygulanacak yasal faizin başlangıç tarihi olarak idareye başvuru tarihinin, başvurunun bulunmaması halinde ise dava tarihinin esas alınması gerektiği hususu yerleşik hale gelen Danıştay içtihatları ile genel kabul görmüş ve istikrar kazanmıştır. Davacının emekliliğinde uygulanacak ek gösterge rakamının düzeltilmesi istemiyle açtığı davada, idareye bir başvurusunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla Dairemizin 30.9.2009 gün ve E:2009/5353 sayılı ara kararıyla getirtilen Ankara 8. İdare Mahkemesinin 2002/1322 esasına kayıtlı dava dosyasının incelenmesinden, davacının 4.4.2002 tarihinde emekliliğe esas ek gösterge rakamının yükseltilmesi istemiyle davalı idareye başvurduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda, davacının emekliliğe esas ek gösterge rakamının yükseltilmesi istemiyle açtığı davada verilen iptal kararı üzerine ödenen maaş ve ikramiye farkına uygulanacak faizin başlangıç tarihi olarak davacının idareye başvuru tarihi olan 4.4.2002 yerine dava tarihi olan 15.7.2002 esas alınarak verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında bu yönüyle hukuka uyarlık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Ankara Bölge İdare Mahkemesince verilen 12.2.2009 günlü, E:2008/4987, K:2009/1093 sayılı kararın davacıya ödenecek faiz alacağının başlangıç tarihi yönünden 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca hükmün sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına; kararın bir suretinin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasına, 2.4.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
×
×
  • Yeni Oluştur...