İçeriği gör

KHK Haber

Editör
  • İçerik

    4.148
  • Katılım

  • Son Ziyaret

Topluluk Puanı

53 İyi

1 Takipçi

KHK Haber Hakkında

  • Rütbe
    Sistem Hesabı

KHK Bilgisi

  • KHK
    Diğer
  • Kurum
    Diğer Kurumlar
  • Kriterler
    Kriter Yok
  • Komisyon Kararı
    Komisyona Tabii Değil

İdari Yargı Bilgisi

  • İdari Süreç
    Dava Bulunmuyor

Adli Yargı Bilgisi

  • Adli Süreç
    İşlem Yok

Güncel Profil Ziyaretleri

4.884 profil görüntüleme
  1. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ye dayanarak Adalet Bakanlığı, kamu görevinden çıkarılan hukuk fakültesi mezunu veya daha önceden avukatlık ruhsatı sahibi olan çok sayıda kişinin avukatlık yapmasına karşı çıktı. Bakanlık, gerekçe olarak avukatlığın kanunda bir kamu hizmeti olarak tanımlanmış olmasını gösterdi. Darbe girişimi sonrası Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda iletişim uzmanı olarak görev yapan Tamer Mahmutoğlu ihraç edildi. Eski Savcı Mehmet Bayhan da Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından meslekten çıkarıldı. Bayhan, açılan davada beraat ederken Mahmutoğlu hakkında herhangi bir dava açılmadı. Her iki isim, bulundukları illerde avukatlık yapmak amacıyla baro lehvasına yazıldı. Ancak bakanlığın açtığı dava sonucunda iptal kararı çıktı. Bayhan ve Mahmutoğlu’nun başvurusunu karara bağlayan AYM, iki başvurucunun haklarının ihlal edildiğine karar verdi. AYM, ihlalin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla kararın bir örneğini idare mahkemesine gönderecek. İhlal kararında, her iki ismin herhangi bir ceza almamasının etkili olduğu öğrenildi. ‘ÇOKLU BARO’ ESASTAN GÖRÜŞÜLECEK AYM bekçilerin yetkilerini artıran yasa ile ‘çoklu baro’yu içeren düzenleme için yapılan başvuruyu görüştü. Her iki düzenlemenin iptal ve yürütmenin durdurulması istemini reddeden AYM, esastan görüşmeye karar verdi.. Esastan görüşme, önümüzdeki haftalarda olacak. AYM, yeniden milletvekili seçilerek dokunulmazlık kazanmasına karşın tutuklu yargılaması sürdürülen eski CHP’li Enis Berberoğlu’nun yaptığı başvuruya ilişkin görüşmeyi ise erteledi. Berberoğlu’nun başvurusunun eylül ayında görüşülmesi bekleniyor. Kaynak[1] References^ Kaynak (www.cumhuriyet.com.tr)Kaynak
  2. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ye dayanarak Adalet Bakanlığı, kamu görevinden çıkarılan hukuk fakültesi mezunu veya daha önceden avukatlık ruhsatı sahibi olan çok sayıda kişinin avukatlık yapmasına karşı çıktı. Bakanlık, gerekçe olarak avukatlığın kanunda bir kamu hizmeti olarak tanımlanmış olmasını gösterdi. Darbe girişimi sonrası Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda iletişim uzmanı olarak görev yapan Tamer Mahmutoğlu ihraç edildi. Eski Savcı Mehmet Bayhan da Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından meslekten çıkarıldı. Bayhan, açılan davada beraat ederken Mahmutoğlu hakkında herhangi bir dava açılmadı. Her iki isim, bulundukları illerde avukatlık yapmak amacıyla baro lehvasına yazıldı. Ancak bakanlığın açtığı dava sonucunda iptal kararı çıktı. Bayhan ve Mahmutoğlu’nun başvurusunu karara bağlayan AYM, iki başvurucunun haklarının ihlal edildiğine karar verdi. AYM, ihlalin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla kararın bir örneğini idare mahkemesine gönderecek. İhlal kararında, her iki ismin herhangi bir ceza almamasının etkili olduğu öğrenildi. ‘ÇOKLU BARO’ ESASTAN GÖRÜŞÜLECEK AYM bekçilerin yetkilerini artıran yasa ile ‘çoklu baro’yu içeren düzenleme için yapılan başvuruyu görüştü. Her iki düzenlemenin iptal ve yürütmenin durdurulması istemini reddeden AYM, esastan görüşmeye karar verdi.. Esastan görüşme, önümüzdeki haftalarda olacak. AYM, yeniden milletvekili seçilerek dokunulmazlık kazanmasına karşın tutuklu yargılaması sürdürülen eski CHP’li Enis Berberoğlu’nun yaptığı başvuruya ilişkin görüşmeyi ise erteledi. Berberoğlu’nun başvurusunun eylül ayında görüşülmesi bekleniyor. Kaynak KHK Haber
  3. Anayasa Mahkemesi, KESK ve Genel İş üyesi 19 kişinin başvurusunu karara bağladı. Yüksek mahkeme, başvurucuların sendika toplantılarının terör örgütü üyeliği için delil olarak sayılmasının, Anayasada tanınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlali ettiği kararı vererek yargılamanın yeniden yapılmasına hükmetti. Anayasa Mahkemesi aralarında KESK Genel Başkanı Lami Özgen’in de bulunduğu, KESK ve Genel İş üyesi 19 kişinin başvurusunu karara bağladı. Yüksek mahkeme, kararında başvurucuların sendika toplantılarının terör örgütü üyeliği için delil olarak sayılmasının, Anayasada tanınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlali ettiği kararı vererek yargılamanın yeniden yapılamasına hükmetti. Ancak yüksek mahkeme, başvurucuların 24 Haziran 2012 gecesi evlerinin basılarak gözaltına alınmasının, başvuruda konu ile ilgili yeterli delil sunulmadığını belirterek özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlali hak ihlali olmadığına, başvurucuların iddialarının dayanaktan yoksun olduğuna hükmetti. Başvurusunun değerlendirilmesi aşamasında Adalet Bakanlığı’ndan AYM’ye gönderilen savunmada, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasının kanunla mümkün olduğu kaydedildi. Bakanlık, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasının ‘demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak’ meşru nedenlerle sınırlandırılabileceğini savundu ve “AYM’nin, derece mahkemelerinin bu takdir payının Anayasa’ya uygunluğunu değerlendirirken başvuranın kişisel özellikleri, mesleği, statüsü yanında terörle mücadeleye bağlı zorlukları da göz önünde bulundurması gerektiğini” bildirdi. Yüksek mahkeme, kararında toplantı niteliğinde bir etkinliğe katılmanın Anayasada yer alan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılması kapsamında ele alınması gerektiğine, dolayısıyla anayasal bir hakkın kullanılmasının terör örgütü üyeliğinin delili olamayacağı kararı verdi. KESK ve KESK’e bağlı sendikalara üye 35 kişi, 28 Mayıs 2009 tarihinde KESK Genel Merkezi’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda adrese yapılan baskınlarla gözaltına alındı, 22’si tutuklandı. Tutuklu sanıklar 6 ay sonra serbest bırakılırken, mahkeme sonunda sanıkların terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyetine karar verildi. 16, 17, 18 Ocak 2009 tarihlerinde KESK’e bağlı Eğitim Sen tarafından düzenlenen bir toplantının delil olarak değerlendirildiği davada 25 sanık hakkında 6 yıl 3’er ay hapis cezasına hükmedildi. Kaynak
  4. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Boğaziçi Köprüsünde teslim olmuş askerlere yönelik sivillerin hukuk dışı eylemleri için yargı yolu açıldı. Halka ateş açan askerlere dönük eylemlerin meşru müdafaa olduğuna karar veren Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleri, teslim olmuş askerlere yönelik sivillerin hukuk dışı eylemleri için yargı yolunun kapalı olmadığını belirtti. Cumhuriyet’ten Alican Uludağ‘ın haberine göre, Anayasa Mahkemesi (AYM), 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılması kapsamında hareket eden sivillere hukuki, mali ve cezai zırh getiren düzenlemenin iptali talebini oy birliğiyle reddetti. Kararın verildiği toplantıda, darbe girişimi sırasında halk ateş açan askerlere yönelik eylemlerin meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğu, ancak teslim olmuş askerlere yönelik hukuk dışı eylemler için yargı yolunun açık olduğu görüşü öne çıktı. Bu görüşün gerekçeli karara girip girmeyeceği merak konusu oldu. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında yapılan düzenlemeyle, 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler hakkında hukuki, mali ve cezai sorumsuzluk getirildi. 1 Şubat 2018’de yapılan değişiklikle de 6755 sayılı yasanın 37. maddesine “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” fıkrası eklendi. CHP DAVA AÇTI Bu hükümle, darbenin bastırılmasında görev alan sivillere de yargısal zırh getirilmiş oldu. CHP, düzenlemenin sadece sivillere yönelik zırh getirilen kısmının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali talebiyle AYM’de dava açtı. Yüksek Mahkeme, 13 Temmuz’da yaptığı toplantıda, iptal talebini oy birliğiyle reddetti. Toplantıda, darbenin bastırılmasında meşru müdafaa dışındaki eylemlere karşı yargı yolunun açık olduğu görüşünün öne çıktığı öğrenildi. BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜNDEKİ LİNÇ Örneğin Boğaziçi Köprüsü’nde askerlerin kemerle dövülmesi gibi teslim olmuş askerlere yönelik sivillerin hukuk dışı eylemleri için yargı yolunun kapalı olmadığını belirten üyeler, halka ateş açan askerlere dönük eylemlerin ise meşru müdafaa olduğunu kaydetti. Bu görüşlerin de “uygun dille” gerekçeli karara yazılacağı ifade edildi. Kaynak
  5. 15 Temmuz darbe girişimi sırasında Boğaziçi Köprüsünde teslim olmuş askerlere yönelik sivillerin hukuk dışı eylemleri için yargı yolu açıldı. Halka ateş açan askerlere dönük eylemlerin meşru müdafaa olduğuna karar veren Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleri, teslim olmuş askerlere yönelik sivillerin hukuk dışı eylemleri için yargı yolunun kapalı olmadığını belirtti. Cumhuriyet’ten Alican Uludağ‘ın haberine göre, Anayasa Mahkemesi (AYM), 15 Temmuz darbe girişiminin bastırılması kapsamında hareket eden sivillere hukuki, mali ve cezai zırh getiren düzenlemenin iptali talebini oy birliğiyle reddetti. Kararın verildiği toplantıda, darbe girişimi sırasında halk ateş açan askerlere yönelik eylemlerin meşru müdafaa hakkı kapsamında olduğu, ancak teslim olmuş askerlere yönelik hukuk dışı eylemler için yargı yolunun açık olduğu görüşü öne çıktı. Bu görüşün gerekçeli karara girip girmeyeceği merak konusu oldu. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında yapılan düzenlemeyle, 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler hakkında hukuki, mali ve cezai sorumsuzluk getirildi. 1 Şubat 2018’de yapılan değişiklikle de 6755 sayılı yasanın 37. maddesine “Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır” fıkrası eklendi. CHP DAVA AÇTI Bu hükümle, darbenin bastırılmasında görev alan sivillere de yargısal zırh getirilmiş oldu. CHP, düzenlemenin sadece sivillere yönelik zırh getirilen kısmının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptali talebiyle AYM’de dava açtı. Yüksek Mahkeme, 13 Temmuz’da yaptığı toplantıda, iptal talebini oy birliğiyle reddetti. Toplantıda, darbenin bastırılmasında meşru müdafaa dışındaki eylemlere karşı yargı yolunun açık olduğu görüşünün öne çıktığı öğrenildi. BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜNDEKİ LİNÇ Örneğin Boğaziçi Köprüsü’nde askerlerin kemerle dövülmesi gibi teslim olmuş askerlere yönelik sivillerin hukuk dışı eylemleri için yargı yolunun kapalı olmadığını belirten üyeler, halka ateş açan askerlere dönük eylemlerin ise meşru müdafaa olduğunu kaydetti. Bu görüşlerin de “uygun dille” gerekçeli karara yazılacağı ifade edildi. KHK Haber
  6. Anayasa Mahkemesi, KESK ve Genel İş üyesi 19 kişinin başvurusunu karara bağladı. Yüksek mahkeme, başvurucuların sendika toplantılarının terör örgütü üyeliği için delil olarak sayılmasının, Anayasada tanınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlali ettiği kararı vererek yargılamanın yeniden yapılmasına hükmetti. Anayasa Mahkemesi aralarında KESK Genel Başkanı Lami Özgen’in de bulunduğu, KESK ve Genel İş üyesi 19 kişinin başvurusunu karara bağladı. Yüksek mahkeme, kararında başvurucuların sendika toplantılarının terör örgütü üyeliği için delil olarak sayılmasının, Anayasada tanınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını ihlali ettiği kararı vererek yargılamanın yeniden yapılamasına hükmetti. Ancak yüksek mahkeme, başvurucuların 24 Haziran 2012 gecesi evlerinin basılarak gözaltına alınmasının, başvuruda konu ile ilgili yeterli delil sunulmadığını belirterek özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı haklarının ihlali hak ihlali olmadığına, başvurucuların iddialarının dayanaktan yoksun olduğuna hükmetti. Başvurusunun değerlendirilmesi aşamasında Adalet Bakanlığı’ndan AYM’ye gönderilen savunmada, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasının kanunla mümkün olduğu kaydedildi. Bakanlık, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasının ‘demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak’ meşru nedenlerle sınırlandırılabileceğini savundu ve “AYM’nin, derece mahkemelerinin bu takdir payının Anayasa’ya uygunluğunu değerlendirirken başvuranın kişisel özellikleri, mesleği, statüsü yanında terörle mücadeleye bağlı zorlukları da göz önünde bulundurması gerektiğini” bildirdi. Yüksek mahkeme, kararında toplantı niteliğinde bir etkinliğe katılmanın Anayasada yer alan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılması kapsamında ele alınması gerektiğine, dolayısıyla anayasal bir hakkın kullanılmasının terör örgütü üyeliğinin delili olamayacağı kararı verdi. KESK ve KESK’e bağlı sendikalara üye 35 kişi, 28 Mayıs 2009 tarihinde KESK Genel Merkezi’nin de aralarında bulunduğu çok sayıda adrese yapılan baskınlarla gözaltına alındı, 22’si tutuklandı. Tutuklu sanıklar 6 ay sonra serbest bırakılırken, mahkeme sonunda sanıkların terör örgütü üyeliği suçundan mahkumiyetine karar verildi. 16, 17, 18 Ocak 2009 tarihlerinde KESK’e bağlı Eğitim Sen tarafından düzenlenen bir toplantının delil olarak değerlendirildiği davada 25 sanık hakkında 6 yıl 3’er ay hapis cezasına hükmedildi. KHK Haber
  7. Türkiye'nin önde gelen gazeteci, yazar, akademisyen, siyasetçilerden oluşan ve kendilerine 'Ak Saçlılar' diyen 101 isim, gençlere yönelik kaleme aldıkları ortak bildiride, "Kimse, 'bana dokunmaz, beni ilgilendirmez' rehavetine kapılmasın, hepimiz tehdit altındayız" dedi. 21-07-2020 11:31 İktidarı uyaran ve kendilerine "Ak Saçlılar" diyen 101 isim, “Ülkemiz bugüne kadar böylesine koyu bir karanlık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, toplumsal doku çürümesi, dünyada yalnızlaşma, itibarsızlaşma yaşamamıştı” ifadelerini kullandı. Gençlere seslenilen ortak bildiride, “Kimse, ‘bana dokunmaz, beni ilgilendirmez’ rehavetine kapılmasın, hepimiz tehdit altındayız. Bizler ekonomik güçlüklerle, aşımız işimiz için mücadele ederken, iktidardakilerin attığı her adım havamızı biraz daha zehirliyor, toplumu nefes alamaz hale getiriyor. Bizi etkilemez sandığımız yasal kısıtlama ve uygulamalar sadece özgürlüğümüzü değil aşımızı, işimizi de tehdit ediyor” uyarısında bulunuldu. 101 ismin imza verdiği ortak bildiride şu ifadeler yer aldı: “Farklı kesimlerden, farklı geçmişlerden, farklı siyasetlerden gelen; uzun yılları arkasında bırakmış biz aksaçlılar, ülkemizin adil ve özgür bir toplumda, sulh sükûn içinde yaşamayı hak eden bütün insanlarına, özellikle de umudumuz olan gençlere sesleniyoruz. Görüp geçirdiklerimize dayanarak söylüyoruz: Ülkemiz bugüne kadar böylesine koyu bir karanlık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik, toplumsal doku çürümesi, dünyada yalnızlaşma, itibarsızlaşma yaşamamıştı. Anayasa fiilen askıya alınmış durumda, bağımsız ve tarafsız olması gereken yargı Saray’ın emri altında, kolluk güçleri keza. Cumhuriyetin teminatı bütün kurumlar, tek tek işlemez hale getiriliyor. Tam bir keyfîlik ve baskı ortamında demokrasinin ve hukukun son kırıntıları da süpürülüyor. Vatandaşın mal ve can güvenliğini tehdit eden, insan hak ve özgürlüklerini hiçe sayan, yurttaşlık haklarımızı yok eden, meslekî örgütlenmemizi iktidara tâbi kılan, haber alma hakkımızı kısıtlayan, ifade özgürlüğünü budayan yasa ve uygulamalar tepemize art arda balyoz gibi indiriliyor. Yayılmacı, fetihçi heveslerle; “yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin yerini yedi düvelle savaş, çatışma, düşmanlaşma alıyor. En önemlisi: cephelere bölünüyoruz. Aramıza nifak sokuluyor ki, dindarı laiki, sünnisi alevisi, sağcısı solcusu, Türkü Kürdü, genci yaşlısı bu gidişata “dur” demesin. HEPİMİZ TEHDİT ALTINDAYIZ Kimse, “bana dokunmaz, beni ilgilendirmez” rehavetine kapılmasın, hepimiz tehdit altındayız. Bizler ekonomik güçlüklerle, aşımız işimiz için mücadele ederken, iktidardakilerin attığı her adım havamızı biraz daha zehirliyor, toplumu nefes alamaz hale getiriyor. Bizi etkilemez sandığımız yasal kısıtlama ve uygulamalar sadece özgürlüğümüzü değil aşımızı, işimizi de tehdit ediyor. İKTİDARI UYARIYORUZ Elinizde iktidar gücü var. O güce dayanarak, rıza değil dayatmayla yönetmeye çalışıyorsunuz. Geniş kitleler memnuniyetsiz, tedirgin, huzursuz. Sessizlikleri, var olduğunu sandığınız desteğe değil korkuya ve çaresizliğe dayanıyor. Ancak, gün gelir suskun itirazlar büyür, sandığa yansır, seçmen bu gidişata dur der. O günlerin yaklaştığını siz görmeseniz de bizler görüyoruz. MUHALEFETE SESLENİYORUZ AKP-MHP koalisyonu gücünü muhalefetin dağınıklığından alıyor. Çaresiz ve kararsız insanlarımız; güvenebileceği, dayanacağı sağlam bir seçenek arıyor. Topyekûn tehdit ancak topyekûn karşı koyuşla bertaraf edilir. Çözüm; bütün muhalefet güçlerinin, kendi çizgilerini, kendi varlıklarını koruyarak temel ilkelerde buluşacakları demokrasi ittifakını gecikmeden kurmaktır. Gençler! Sesimize kulak verin! Size seslenişimizi akıl vermek, büyüklenmek olarak değil bunca yılın içinden süzülmüş deneyimlerimizin özeti ve size hak ettiğiniz aydınlık ülkeyi bırakamamış olmanın eksiklenmesi olarak kabul edin. Bizler umudumuzu hiç yitirmedik. Ülkemizin uçuruma sürüklenmesine, gençlerimizin geleceğinin çalınmasına, halkın yoksulluğa mahkûm edilmesine, kaynakların talanına, doğanın tahribine, kadınlara, halklara, gençlere dayatılan bu yaşama dün olduğu gibi bugün de isyan ederken, umudumuzu sizlere bağlıyoruz. Size dayatılan bölünmeleri, düşmanlıkları, sahte cepheleri aşın, birlik olun, sesinizi yükseltin. Özgürlüklerimize, aşımıza ekmeğimize, yaşam tarzlarımıza sahip çıkma, haklarımızı talep etme zamanıdır. Yarının aydınlığı sizlerin ellerinde. Ve biz aksaçlılar o aydınlığı yaşarken görmek istiyoruz.” İmzacı olan 101 isim şu şekilde: Abdullah Nefes, Abdülbaki Erdoğmuş, Ahmet Aykaç, Ahmet İnsel, Ahmet Telli, Ahmet Türk, Ali Bayramoğlu, Ali Sirmen, Altan Öymen, Arif Keskiner, Atilla Dorsay, Aydın Cıngı, Aydın Engin, Ayşe Erzan, Ayşenur Arslan, Baskın Oran, Binnaz Toprak, Bülent Ortaçgil, Canan Arın, Celal Doğan, Cem Toker, Cengiz Aktar, Cengiz Çandar, Cihangir İslam, Coşkun Özdemir, Doğan Bermek, Ercan Karakaş, Erdoğan Aydın, Ersin Kalaycıoğlu, Ersin Salman, Ertuğrul Günay, Ertuğrul Yalçınbayır, Eşber Yağmurdereli, Fatma Gök, Fatmagül Berktay, Fehmi Koru, Fikri Sağlar, Filiz Ali, Genco Erkal, Gençay Gürsoy, Gökhan Akçura, Gürel Tüzün, Hacer Ansal, Halil Ergün, Hasan Cemal, Hayri İnönü, Herkül Milas, İbrahim Betil, İbrahim Sinemillioğlu, İlhan Tekeli, Kazım Güleçyüz, Korkut Boratav, Marta Kalyoncu, Mehmet Hayri Kırbaşoğlu, Melek Ulagay, Meral Tamer, Meryem Koray, Moris Gabbay, Murat Belge, Murat Karayalçın, Müjde Ar, Nadire Mater, Nazar Büyüm, Necmiye Alpay, Nesrin Nas, Nesteren Davutoğlu, Nurettin Sözen, Orhan Pamuk, Orhan Silier, Osman Ulagay, Oya Baydar, Öget Öktem Tanör, Ömer Madra, Peral Bayaz, Rakel Dink, Reşit Canbeyli, Rıza Türmen, Selçuk Erez, Serra Yılmaz, Süleyman Coşkun, Süleyman Çelebi, Şahin Tekgündüz, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Şevket Pamuk, Şükran Soner, Şükrü Aslan, Tarhan Erdem, Tarık Ziya Ekinci, Tuğrul Eryılmaz, Turhan Günay, Tülin Dursun, Ümit Aktaş, Üstün Ergüder, Vecdi Sayar, Veysi Dündar, Yaşar Okuyan, Yücel Erten, Zeynep Oral, Ziya Halis, Zülfü Livaneli. Kaynak
  8. CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, “Sivil Darbenin Dördüncü Yılında Türkiye” başlıklı rapor hazırladı. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, olağanüstü halin (OHAL) ilan edildiği 20 Temmuz'un dördüncü yılında yayımlanan raporda, “FETÖ'nün siyasi ayağı ortaya çıkarılmadı. TBMM'nin FETÖ raporu 4 yıldır kamuoyundan gizleniyor” denildi. Raporda şu başlıklar yer aldı: 20 TEMMUZ SİVİL DARBESİ: 20 Temmuz 2016'da ilan edilen OHAL, 7 kez uzatılarak iki yıl yürürlükte kaldı. Rejim, sivil darbe rejimi haline geldi. Kamu kurumlarında 125 binden fazla FETÖ ile irtibatlı olduğu iddia edilen kişi varken, bu kişilerin atamalarını yapan siyasi ayağın ortaya çıkarılması iktidar tarafından istenmedi. TBMM Darbe Araştırma Komisyonu raporu da kamuoyundan saklandı. Gökçe Gökçen BYLOCK VE HTS KAYITLARI: ByLock kullananların listesi ile 15 Temmuz gecesi bakanların ve siyasetçilerin nerede olduğuna ilişkin HTS kayıtları açıklanmadı. Devletin kozmik odasına FETÖ'nün neden sokulduğu, istihbarat raporlarına ve Milli Güvenlik Kurulu kararına rağmen FETÖ yapılanmasına ilişkin neden işlem yapılmadığı soruları cevaplanmadı. KHK'LAR DEVREDE: OHAL döneminde KHK'larla yapılan tedbir işlemleriyle, 3 bin 213 kişinin rütbesi alındı, 270 yurt dışı öğrencisinin öğrencilikle ilişiği kesildi, 2 bin 761 kurum ve kuruluş kapatıldı,125 bin 678 kişi kamu görevinden çıkarıldı. OHAL Komisyonu'na 126 bin 300 kişi başvurdu ve yalnızca 12 bin 200'ü kabul edildi. Seçimle gelenlerin belediye başkanlığı da engellendi. Belediyelere kayyum atandı. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ: Türkiye, Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 2018 ve 2019 yıllarında 180 ülke arasında 157'nci, 2020 yılında ise 180 ülke arasında 154'üncü oldu. AİHM'de Türkiye hakkında 2019'da verilen 113 karardan 96'sı hak ihlaliyle sonuçlandı. AİHM'de 47 devletin toplam 7 bin 584 uygulanmayı bekleyen kararı bulunurken Türkiye tek başına bunların bin 446'sını uygulamayarak Rusya'nın ardından ikinci oldu. Kaynak
  9. CHP İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde 36 KHK yayımlandığını belirterek, bunlardan birinin OHAL’li kalıcı hale getirdiğini savundu. CHP İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, 15 Temmuz darbe girişinin ardından 21 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL’le ilgili yazılı açıklama yaptı. 18 Temmuz 2018’e kadar OHAL’in uzatıldığının altını çizen Aydoğan, bu dönemde 36 KHK yayımlandığını ve bunlardan birinin OHAL’li kalıcı hale getirdiğini savundu. Aydoğan, 7145 sayılı Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u 25 Temmuz 2018 günü TBMM’den oy çokluğuyla geçirdiğini belirterek, şunları söyledi: “Komisyon görüşmeleri sırasında bu değişikliğe şiddetle karşı çıktık. Beraberinde yaşanacak sorunların altını çize çize anlattık fakat iktidar kendi varlığını sürdürmek için ülkenin geleceği pahasına bu yasayı çıkarttı. Bugün yaşanan ekonomik sorunlardan tutun da toplumun huzuruna kadar her meseleyi doğrudan olumsuz etkileyen bir sürecin başlangıcına imza attılar. Bugün geldiğimiz noktada FETÖ ile mücadele konusunda ne kadar ilerleme kaydedilmiş? Devletin içine işlemiş olan bu örgüt ne kadar uzaklaştırılmış? Bunu elbette yine ülkeyi yöneten siyasi erk biliyor. Fakat bu anlamda hala tehlike olduğunu her fırsatta dile getiren de yine iktidarın kendisi. Sürekli OHAL’i bu ülke vatandaşlarına reva görenler ülkeyi ne zaman olağan hale getirecekler? Ya da getirebilecekler mi? Bu sorunun yanıtı onların bugüne kadar yürüdükleri yolda açıkça görülüyor.” Aydoğan, OHAL KHK’ları ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gittiklerini ancak AYM’nin “Yetkim yok” yanıtı verdiğini aktararak, “AYM değerlendirme yetkisinin olmadığını beyan etti hem de 1992 yılında buna ilişkin emsal kararlar varken. OHAL boyunca, iki yılda toplam 36 KHK yayınlandı. KHK’larla on binlerce insanın işinden edildi” dedi. Önceki İçerikKHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi[1] References^ KHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi (www.khkhaber.com)Kaynak
  10. CHP İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL döneminde 36 KHK yayımlandığını belirterek, bunlardan birinin OHAL’li kalıcı hale getirdiğini savundu. CHP İstanbul Milletvekili Turan Aydoğan, 15 Temmuz darbe girişinin ardından 21 Temmuz 2016’da ilan edilen OHAL’le ilgili yazılı açıklama yaptı. 18 Temmuz 2018’e kadar OHAL’in uzatıldığının altını çizen Aydoğan, bu dönemde 36 KHK yayımlandığını ve bunlardan birinin OHAL’li kalıcı hale getirdiğini savundu. Aydoğan, 7145 sayılı Bazı Kanun ve KHK’larda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’u 25 Temmuz 2018 günü TBMM’den oy çokluğuyla geçirdiğini belirterek, şunları söyledi: “Komisyon görüşmeleri sırasında bu değişikliğe şiddetle karşı çıktık. Beraberinde yaşanacak sorunların altını çize çize anlattık fakat iktidar kendi varlığını sürdürmek için ülkenin geleceği pahasına bu yasayı çıkarttı. Bugün yaşanan ekonomik sorunlardan tutun da toplumun huzuruna kadar her meseleyi doğrudan olumsuz etkileyen bir sürecin başlangıcına imza attılar. Bugün geldiğimiz noktada FETÖ ile mücadele konusunda ne kadar ilerleme kaydedilmiş? Devletin içine işlemiş olan bu örgüt ne kadar uzaklaştırılmış? Bunu elbette yine ülkeyi yöneten siyasi erk biliyor. Fakat bu anlamda hala tehlike olduğunu her fırsatta dile getiren de yine iktidarın kendisi. Sürekli OHAL’i bu ülke vatandaşlarına reva görenler ülkeyi ne zaman olağan hale getirecekler? Ya da getirebilecekler mi? Bu sorunun yanıtı onların bugüne kadar yürüdükleri yolda açıkça görülüyor.” Aydoğan, OHAL KHK’ları ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gittiklerini ancak AYM’nin “Yetkim yok” yanıtı verdiğini aktararak, “AYM değerlendirme yetkisinin olmadığını beyan etti hem de 1992 yılında buna ilişkin emsal kararlar varken. OHAL boyunca, iki yılda toplam 36 KHK yayınlandı. KHK’larla on binlerce insanın işinden edildi” dedi. Önceki İçerikKHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi KHK Haber
  11. Yukarı Çık15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından ilan edilen ve AKP'nin bu süreçte hükümet sistemini dahi değiştirdiği OHAL'in ilk ilanının üzerinden dört yıl geçti. 7 kez uzatılan ve on binlerce yurttaşın işinden edildiği, çok sayıda kurumun kapatıldığı OHAL'in etkileri henüz son bulmuş değil Hüseyin Şimşek AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından "Allah'ın lütfu" olarak değerlendirilen 15 Temmuz 2016 Darbe Girişimi’nden 5 gün sonra ilan edilen OHAL'in dördüncü yılı geride kaldı. 7 kez uzatılan ve toplamda iki sene süren OHAL'de seçim dahil ülkenin kaderine ilişkin çok sayıda anti-demokratik uygulama yaşandı. Kanun Hükmünde Kararnameler’in (KHK) damgasını vurduğu süreçte, KHK'lerle 125 bin 800 kamu personeli işinden edildi. Toplam 446 bin kişi hakkında adli işlem yapıldı. On binlerce dava açıldı, bu davaların yüzlercesi hala sürüyor. 30 bini aşkın kişi de cezaevlerinde bulunuyor. OHAL ilanından sonra Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayan yüzlerce akademisyen, KHK ile mesleklerinden ihraç edildi. KHK ile ihraç edilenlerin kamuda ve özel sektörde işe girişleri büyük oranda engellendi. OHAL'de yaklaşık 50 gazetenin yayın hayatı son buldu. 17 televizyon kanalı kapatıldı, mallarına el konuldu. SİYASİLER CEZAEVİNE Kayyum atama, siyasetçileri tutuklama gibi uygulamalar da bu süreçte "zirveyi" gördü. 89 belediyeye kayyum atanırken aralarında dönemin HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ile Figen Yüksekdağ'ın da bulunduğu dokuz ismin milletvekilliği sona erdi, bu isimler cezaevlerine gönderildi. Büyük bir kısmının tutukluluğu dört yıldır sürüyor. OHAL'de toplamda 36 KHK yayımlanırken bu KHK'ler Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenemedi. Bu süreçte en önemli değişiklik ise sistem değişikliği oldu. OHAL iptal edilmeden 16 Nisan 2017'de Anayasa değişikliği referandumu yapıldı. Parlamenter demokrasi terk edildi, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçildi. AKP İSTİSMAR ETTİ Darbe girişimi sürecinin AKP tarafından istismar edildiğini ifade eden CHP Hukuk Politikaları'ndan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, "İktidarın, bilerek ve isteyerek devletin tüm kılcal damarlarına yerleştirdiği, ne istedilerse verdiği, Anayasa değişikliğiyle yargıyı teslim ettiği, Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk gibi kumpaslarla Türk Silahlı Kuvvetleri'nden yurtsever subayları tasfiye ederek mensuplarını terfi ettirdiği ve aynı menzile yürüdüğü bir terör yapılanması, iktidarla yaşadığı paylaşım kavgası sonucu 15 Temmuz 2016'da bir darbe girişimine kalkıştı. Seçilmiş iktidar kim olursa olsun darbeye karşıyız. Ama bunun bir lütuf olarak kullanılmasına da karşıyız" dedi. Darbe girişiminin ardından "FETÖ ile mücadelede her türlü desteği vermeye hazırız. Çünkü bu darbe Meclis'e de yapılmaya çalışılmıştır. Gelin Meclis'i aktif olarak çalıştıralım ve devletten bu yapıyı temizleyelim" dediklerini anımsatan CHP'li Erkek, "İktidar ne yaptı? 20 Temmuz'da OHAL ilan etti. Sonradan anladık ki amaç FETÖ ile mücadele değilmiş. Muhalif görüşten insanlar işlerinden edildi, cezaevine yollandı, bildiriye imza attığı için akademisyenler ihraç edildi, kış lastiğinden ekonomiye hemen hemen her alanda 36 OHAL KHK'si çıkarıldı, daha ötesi demokrasiye aykırı biçimde kuvvetler ayrılığını yok eden, tek adamcı, suistimalci bir Anayasa değişikliği için referandum yapıldı" dedi. BÜYÜK TAHRİBAT Bu süreçte Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği genel seçimi gerçekleştirildiği söyleyen Erkek, OHAL'in yıldönümünde BirGün'e yaptığı açıklamada şu tespitlerde bulundu: "Yedi defa üçer aylığına uzatılan ve 2 yıl süren OHAL, büyük bir tahribat ve geriye gidiş dönemidir. Anayasal bir kurum olan OHAL, AK Parti iktidarının keyfî rejimi biçimine dönüştürüldü. Bu dönemi ancak rahmetli Erdal İnönü'nün 'Olağanüstü hal olağanüstü hukuksuzlukların kanun hükmüne bağlanmasıdır' sözü tarif edebilir. Bu aşamadan sonra bize çok önemli görevler düşüyor. 'OHAL dönemi bitmiştir, geride kalmıştır' diyerek tüm hukuksuzlukları kenara bırakamayız. Onlarla hukuk önünde, siyaseten ve vicdanen hesaplaşmak şart. İktidarımızda, OHAL dönemi ve hukuksuzluklarını araştıracağız. 15 Temmuz gecesi şehit olanların ailelerinin, gazilerimizin ve tüm mağdurların yaralarını saracağız. Her zaman dediğimiz gibi, her türlü darbeye karşıyız, tabii ki iktidarın yaptığı sivil darbeye de." OHAL İKTİDARIN OYUNCAĞI OLDU OHAL sürecinin başında büyük bir tedirginlik yaşadıklarını, AKP'nin attığı adımların beklentileri fazlasıyla karşıladığını ifade eden TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi, HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, "Hukuk ve demokrasiden uzaklaşan bir iktidar ile karşı karşıyayız. İktidarın OHAL'i istismar edeceğini tahmin ediyorduk ve maalesef doğru çıktı. OHAL iktidarın oyuncağına dönüştü. Yüz binlerce KHK'liye yapılmadı OHAL, tüm topluma, annelere, babalara, çocuklara, seçilmişlere, milletvekillerine, kadınlara yapıldı. 15 Temmuz'da bir girişim vardı ama dört yılda artçı darbeler yapıldı" dedi. Ağır insan hakları ihlalleri ile dolu bir dönemden geçildiğini, bu sürecin henüz sona ermediğini dile getiren Gergerlioğlu, OHAL ve yaşanan hak ihlalleri ile ilgili şunları anlattı: İktidar hak ihlallerini önemsemiyor. İnsani ve hukuki gelişmişlik endekslerinde dibe vurmuş durumdayız. OHAL mağdurlarının yakınları veya mağdurlarla alakası olmayan kesimler de OHAL'den etkileniyor. Toplumun bir kısmı 'Hak etmişler' diyerek zulümleri görmezden geldi. Bu da haksızlığın artmasına neden oldu. Elbette suçlular cezalandırılır ama ölçülü olarak cezalandırılır. Bu süreçte verilen cezalar insanların yaşamlarını sürdürmelerine engel oldu. Hem özelde hem kamuda çalışmaları yasaklandı, devlet, 'Sefalet içinde sürün, öl bana ne' dedi. Yüzbinlerce kişi cezaevlerini doldurdu, insanlar aç susuz kaldı. Yalnız KHK'liler değil anne ve babaları, çocukları kahroldu. Binlerce akademisyen işinden oldu, yargı bağımsızlığını yitirdi. Sivil ölüm, sosyal soykırım vakası oldu." ZEKATLA GEÇİNİYORLAR "İnsanlar zekat ve sadaka ile geçinmeye başladı. Bu süreçte mağdur olanların yüzde elliye yakını tehcir oldu. Zorla yerlerinden yurtlarından edildiler. Bu çok büyük bir tablo. İnsanlar o denli çaresiz kalmışlar ki kendi yaşam alanlarını kaybetmişler, köylerine dönmek zorunda kalmışlar. Ocaklar dağıldı, insanları kahroldu, yüzde 97 oranında ekonomik sorun yaşandı. Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi, dindarı ekonomik sorunlar yaşadı, bu insanların yüzde 87'si psikolojik olarak çöktü. Toplumun psikolojisini alt üst ettiler. Bu süreçte sağlıklı kararlar alınması nasıl beklenir ki? Bu çok açık bir şekilde Anayasa ihlali olarak değerlendirilmeliydi. Üstelik bu sürecin yargısal denetimi de olamadı. İstedikleri gibi asıp kestiler, insanların özel mülklerine bile 'çöktüler' bankalar işlemlerini engellendi. Bankada hesap açamayan insanların yaşamasını nasıl bekliyorsunuz ki? AKP'nin öç alması, rövanşist uygulamaları da geride bıraktı. OHAL, yüz binlerce insanın sivil ölümü oldu. İnsanlar şu anda hala haklarını aramak için mahkemelere gidemiyorlar. Sefil bir yaşamı tüm topluma uygulamanın anahtarı oldu OHAL. Sonra bir de OHAL Komisyonu kuruldu. İnsanlar hala kendilerine yapılan haksız, hukuksuz ihraçlardan dolayı mahkemelere başvuramıyor, komisyonun gidişatını bekliyorlar. İktidarın denetiminde olan Erdoğan'ın atadığı OHAL Komisyonu, yüzde 90 oranında insanlara hukuk dışı gerekçelerle ret yanıtını verdi. 'Yanlış iş yapıyorsunuz' dediğimizde bizlere yanıt veremediler. On binlerce insan dört yıldır mahkemeye başvurmak için hala komisyonu bekliyor. Bu nasıl kabul edilir? Bu kimin için lütuftur? AİHM bu insanlar için ülkemize çok ağır cezalar verecek ama bu bugünkülerin cebinden çıkmayacak bu paralar. Hazine'den çıkacak." ERDOĞAN'IN TALİMATINA BAĞLI "Siyasi iktidar, birçok düzenlemeyi Kanun Hükmünde Kararnameler yaparak hem TBMM yi etkisiz hale getirmiş hem de toplumsal yaşamın bütün alanlarını kendi ihtiyaçları doğrultusunda biçimlendirmiştir" diyen İYİ Parti Antalya Milletvekili Ferudun Bahşi ise şu değerlendirmeyi yaptı: "OHAL döneminde ülkenin iç ve dış politikadaki genel siyasi atmosferi, OHAL’in kendi doğasından kaynaklanan yasaklar, keyfilikler ve hak ihlalleri artmıştır. İktidar, kendisi için tehdit olarak gördüğü kişileri OHAL’i kullanarak tasfiye etmeye çalışmış ve Anayasa, yasalar ve uluslararası hukuka göre karar vermesi gerekenler mevcut tanımlanmış görevlerini yapmak yerine, hukuki niteliği ve içeriği tartışmalı kararlar alarak keyfilik sergilemişlerdir. OHAL keyfiliği o kadar artmıştı ki, yerel mahkemeler Anayasa Mahkemesinin ‘hak ihlali’ kararlarını bile uygulama cesaretini gösterememişlerdir. Kendi iktidarını koruyabilmek için; OHAL’i olağan rejim haline getiren, özgürlükleri askıya alan, Devletin bütçesini kendi kasası gibi kullanan, Anayasayı, yasaları ihlal eden bir iktidar ve Cumhurbaşkanı var Türkiye’de. Anayasanın 2.maddesi 'Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir' der. Ancak ne demokrasi kaldı, ne hukuk kaldı. Hukuk ve Adalet demek; evrensel değerlere hak, hukuk ve vicdana göre hiçbir kurum ve kişiden etkilenmeden karar verebilmektir. Türkiye’de hukuk, Erdoğan’ın talimatlarına bağlanmış, siyasi iktidarın emrine girmiştir." Az önce okuduğunuz haber, bağımsız bir medya organı tarafından size sunuldu. Bağımsız gazetecilik; sermayeye karşı halkı, sömürüye karşı emeği, eşitsizliğe karşı adaleti, savaşlara karşı barışı, piyasacılığa karşı temel hakları, talana karşı doğayı, erkek şiddetine karşı kadınları, istismara karşı çocukları savunmanın olmazsa olmaz koşuludur. Siz de gerçeğin sesini yükseltmek adına sorumluluk almak istiyorsanız, sadece birkaç dakikanızı ayırarak BirGün’e abone olabilir ve ‘#BirGünBenim’ diyebilirsiniz. Şimdiden sonsuz teşekkürler… BirGün bizim; hepimizin. Kaynak
  12. Gazeteci Can Ataklı yüz binlerce kişinin KHK’larla hiçbir soruşturma geçirmeden işlerinden olduğunu kaydederken, “KHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi.” dedi. Gazeteci Can Ataklı yüz binlerce kişinin KHK’larla hiçbir soruşturma geçirmeden işlerinden olduğunu kaydetti. Ataklı, bu dönemde insan haklarının, demokrasinin, hukukun askıya alındığını; adaletin ise yok edildiğini belirtirken, “KHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi. İktidarın bunu bir tür zulüm olarak, burnunu sürttürme, intikam alma gibi sürdürdüğünü görüyoruz” diye konuştu. Gazeteci Can Ataklı, KHK TV’ye ülke gündemiyle ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulundu. SUÇUN ŞAHSİLİĞİ VAR Dört yıllık devam eden KHK uygulamalarını değerlendiren Ataklı, özetle şunları söyledi: “Özellikle Ergenekon ve Balyoz döneminde cemaat mensubu, cemaatle birlikte hareket ettiğini bildiğim pek çok isimle ekranlarda tartışırken hep şunu söylüyordum; ‘Yapmayın, bir; yol olur. İki; yarın hukuk size lazım olur. KHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi. İktidarın bunu bir tür zulüm olarak, burnunu sürttürme, intikam alma gibi sürdürdüğünü görüyoruz. Bu duyguları bir kenara bırakmamız gerekiyor. Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise, ki şu an değil, böyle bir şeyin olmasına asla müsaade edilemez. Gerekçesi ne olursa olsun haksız uygulamalar yapıldığını hukuk dışı olarak yapıldığını görüyoruz. KHK’larla 100 bine yakın insan hiç soruşturma geçirmeden işlerinden oldu. İşin kötüsü ellerinden bir takım hakları da alındı. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Bir suç işleniyorsa bunun cezası verilir ve buna hiç kimse itiraz edemez. Ama siz suçlu dediğiniz birinin çoluğuna çocuğuna kadar herkesi birden aynı kaba koyup mahkum edemezsiniz. Bu dünyada böyle bir şey yok. Suçun şahsiliği, suçun bedeli diye bir şey var. Siz şimdi suçu söylemiyorsunuz, bedeli söylemiyorsunuz. Bu vicdansız bir olay. Ruzi mahşerde bunun hesabı sorulsun deniyor. Amenna orda da sorulsun, ama oralara kadar gitmeyin. Oralarda zaten sorulur ve o bizim haddimize değil ama bu dünyada da sorulması lazım. Ben en çok ‘bunlardan hesap sorulacağını görecek miyim’ sözlerini duyuyorum. Bu duyguyu ben hiçbir dönemde görmedim.” MUHALEFETİN DURUMU Yaşanan adaletsizliklerle ilgili ana muhalefet gerekli inisiyatifi almaya korktuğuna dikkat çeken Ataklı, “Muhalefet acaba iktidar bana da bir şey der mi? diye siyaset yapıyor. Zaten diyorlar, bu şekilde bir yol alınmaz ve alınmıyor da. Adaletsizlikler artarak devam ediyor” dedi. Ataklı, ayrıca, “Şu anda Türkiye açmazların ve kaosların ülkesi haline doğru gidiyor. Bir kişi bütün yasaların, anayasanın üstüne çıkmış durumda. Anayasa diye bir şey yok artık ortada. Şimdi böyle bir ortamda hiçbirimiz güven altında değiliz. Çözüm siyasidir. Demokrasi dışı bırakın çare çözüm lafı bile etmek mümkün değil. STK’lar dernekler yapılan adaletsizliklerle ilgili siyasete, partilere baskı yapmaları lazım. Demokrasiyi işletmek, hukuku tesis etmek ve adaleti sağlamak zorundayız” ifadelerini kullandı. Kaynak[1] References^ Kaynak (www.yeniasya.com.tr)Kaynak
  13. Gazeteci Can Ataklı yüz binlerce kişinin KHK’larla hiçbir soruşturma geçirmeden işlerinden olduğunu kaydederken, “KHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi.” dedi. Gazeteci Can Ataklı yüz binlerce kişinin KHK’larla hiçbir soruşturma geçirmeden işlerinden olduğunu kaydetti. Ataklı, bu dönemde insan haklarının, demokrasinin, hukukun askıya alındığını; adaletin ise yok edildiğini belirtirken, “KHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi. İktidarın bunu bir tür zulüm olarak, burnunu sürttürme, intikam alma gibi sürdürdüğünü görüyoruz” diye konuştu. Gazeteci Can Ataklı, KHK TV’ye ülke gündemiyle ilgili dikkat çekici açıklamalarda bulundu. SUÇUN ŞAHSİLİĞİ VAR Dört yıllık devam eden KHK uygulamalarını değerlendiren Ataklı, özetle şunları söyledi: “Özellikle Ergenekon ve Balyoz döneminde cemaat mensubu, cemaatle birlikte hareket ettiğini bildiğim pek çok isimle ekranlarda tartışırken hep şunu söylüyordum; ‘Yapmayın, bir; yol olur. İki; yarın hukuk size lazım olur. KHK ile konu ile ilgisi olmayan pek çok kişi mağdur edildi. İktidarın bunu bir tür zulüm olarak, burnunu sürttürme, intikam alma gibi sürdürdüğünü görüyoruz. Bu duyguları bir kenara bırakmamız gerekiyor. Eğer Türkiye bir hukuk devleti ise, ki şu an değil, böyle bir şeyin olmasına asla müsaade edilemez. Gerekçesi ne olursa olsun haksız uygulamalar yapıldığını hukuk dışı olarak yapıldığını görüyoruz. KHK’larla 100 bine yakın insan hiç soruşturma geçirmeden işlerinden oldu. İşin kötüsü ellerinden bir takım hakları da alındı. Bunu yapmaya kimsenin hakkı yok. Bir suç işleniyorsa bunun cezası verilir ve buna hiç kimse itiraz edemez. Ama siz suçlu dediğiniz birinin çoluğuna çocuğuna kadar herkesi birden aynı kaba koyup mahkum edemezsiniz. Bu dünyada böyle bir şey yok. Suçun şahsiliği, suçun bedeli diye bir şey var. Siz şimdi suçu söylemiyorsunuz, bedeli söylemiyorsunuz. Bu vicdansız bir olay. Ruzi mahşerde bunun hesabı sorulsun deniyor. Amenna orda da sorulsun, ama oralara kadar gitmeyin. Oralarda zaten sorulur ve o bizim haddimize değil ama bu dünyada da sorulması lazım. Ben en çok ‘bunlardan hesap sorulacağını görecek miyim’ sözlerini duyuyorum. Bu duyguyu ben hiçbir dönemde görmedim.” MUHALEFETİN DURUMU Yaşanan adaletsizliklerle ilgili ana muhalefet gerekli inisiyatifi almaya korktuğuna dikkat çeken Ataklı, “Muhalefet acaba iktidar bana da bir şey der mi? diye siyaset yapıyor. Zaten diyorlar, bu şekilde bir yol alınmaz ve alınmıyor da. Adaletsizlikler artarak devam ediyor” dedi. Ataklı, ayrıca, “Şu anda Türkiye açmazların ve kaosların ülkesi haline doğru gidiyor. Bir kişi bütün yasaların, anayasanın üstüne çıkmış durumda. Anayasa diye bir şey yok artık ortada. Şimdi böyle bir ortamda hiçbirimiz güven altında değiliz. Çözüm siyasidir. Demokrasi dışı bırakın çare çözüm lafı bile etmek mümkün değil. STK’lar dernekler yapılan adaletsizliklerle ilgili siyasete, partilere baskı yapmaları lazım. Demokrasiyi işletmek, hukuku tesis etmek ve adaleti sağlamak zorundayız” ifadelerini kullandı. Kaynak KHK Haber
  14. KHK ile kamu görevinden çıkarılan ancak Olağanüstü Hal İşlemleri Komisyon kararıyla görevlerine iade edilen öğretmenler tarafından açılan davalarda, mahkemeler, davacıların idarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle fiilen çalışamadığından ve idarenin davacılara vermiş olduğu zararı tazmin etmesi gerektiğinden hareketle açıkta geçen süreler için ek ders ücretleri ve öğretim yılına hazırlık ödeneğinin ödenmesi gerektiğine hükmetti. Ankara 16. İdare Mahkemesi, kararında, "davacının görevinden ayrı kaldığı süreye tekabül eden tüm özlük, mali ve sosyal haklarının (tüm ek ders ücretleri ve öğretim yılına hazırlık ödeneği) ödenebilmesi için ek ders ve nöbet görevinin fiilen yapılmış olması gerekmekte ise de; davacının idarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle fiilen çalışamadığı açık olup, idarenin davacıya vermiş olduğu zararı tazmin etmesi gerekmektedir. Zira, davacı istese dahi fiilen çalışma olanağına sahip olmadığı gibi dava konusu işlem olmasa idi, fiilen çalışma şartını yerine getireceği de tartışmasızdır. Davalı idarenin, hukuka aykırı işlemi olmasaydı davacının fiilen çalışma şartını taşımayacağına dair bir iddiası da bulunmadığından, davacının başvurusu üzerine açıkta kaldığı sürelere tekabül eden tüm özlük, mali ve sosyal haklarının (tüm ek ders ücretleri ve öğretim yılına hazırlık ödeneği) yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi gerekirken, davacının başvurusunun reddine yönelik olarak davalı idarece tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır" gerekçesine yer verdi. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi ise kararını "fiilen çalışamama halinin haksız yere kamu görevinden çıkarılmış olmasından kaynaklandığı açık olduğundan davacının kamu görevinden çıkarıldığı tarihten görevine iade edildiği tarihe kadar geçen süre içerisinde ödenmeyen ek ders ücretlerinin ödenmesi talebinin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır" gerekçesine dayandırdı. Ahmet KANDEMİRKaynak
  15. [embedded content] Bugünün bakış açısıyla 15 Temmuz 2016’da neler yaşandı? Nasıl bu kadar çok insanı etkisi altına aldı, hangi boşluktan faydalandı? FETÖ’nün bir siyasi ayağı var mı? FETÖ bir istihbarat gibi mi çalıştı, bir cemaatten çok daha fazlası mı? Amerikan istihbaratı ve FETÖ arasında nasıl bir ilişki var? İçeride nasıl bir yapılanma var? 15 Temmuz’da Türkiye’yi devlet aklı mı kurtardı? Günümüzde FETÖ cephesinde ne yaşanıyor? Center for American Progress’in yayınladığı “Türkiye’nin Değişen Medyası” adlı rapor değişen medya düzeni hakkında hangi konulara ışık tutuyor? Gazeteci Cüneyt Özdemir ve Emekli Emniyet Müdürü Hanefi Avcı, 15 Temmuz’u ve yansımalarını farklı açılardan ele alıyor. Önceki İçerik3 Yeni OHAL Mahkemesi Kuruldu[1] References^ 3 Yeni OHAL Mahkemesi Kuruldu (www.khkhaber.com)Kaynak
×
×
  • Yeni Oluştur...